beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Doç. Dr. Ergül Halisçelik

facebook-paylas
Üreten devlet, kazanan halk: Komprador burjuvaziye karşı yeni kamuculuk modeli
Tarih: 24-10-2025 09:01:00 Güncelleme: 24-10-2025 09:01:00


Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, yalnızca üretim araçlarının değil, karar alma iradesinin de halkın elinde olmasına bağlıdır. Ancak tarih boyunca bu irade, üretmek yerine aracılığı, yatırım yerine rantı tercih eden, ulusal çıkarları değil, dış sermayenin taleplerini önceleyen komprador bir zümrenin çıkarları doğrultusunda zayıflatılmıştır. Dış sermayenin taleplerini ulusal kalkınmanın önüne koyan bu zihniyet, ülkeyi üreten bir ekonomiden tüketen bir pazara dönüştürmüş; bağımsızlığın asıl temeli olan üretim gücünü aşındırmıştır. Oysa ekonomik kurtuluş, geçmişin devletçi kalkınma mirasını çağın bilimi, teknolojisi ve toplumsal bilinciyle yeniden harmanlayarak; halkın emeğini, üretim potansiyelini ve refahını merkeze alan kamucu bir ekonomi anlayışını yeniden inşa etmekle mümkündür.

Komprador burjuvazi, yerli görünür, ancak gerçekte yabancı sermayenin içerideki temsilcisidir. Ulusal çıkarları geri plana iter, dış güçlerin menfaatine hizmet eder; üretim yerine ithalatı, yatırım yerine spekülasyonu tercih eder. Halkın emeğinden değil, dış borcun faizinden beslenir. Böylece ekonomi üretimden kopar, ithalata bağımlı hale gelir, dış ticaret açıkları kronikleşir. Bu kırılgan yapı yalnızca ekonomik dengeleri değil, siyasal karar alma süreçlerini de dış etkilere açık hale getirir. Ulusal irade zayıflar, ekonomik bağımlılık siyasi bağımlılığı da beraberinde getirir.

Komprador burjuvazinin zenginliği topluma refah olarak dönmez; aksine, gelir adaletsizliğini derinleştirir. Bir yanda sermaye birikimiyle güçlenen dar bir zümre, diğer yanda geçim mücadelesi veren geniş halk kesimleri… Bu tablo, sadece ekonomik dengeleri değil, sosyal adaletin temellerini de sarsar. Gelir dağılımındaki uçurum büyüdükçe, toplumsal barış da zedelenir.

Bugün Türkiye’nin önündeki temel mesele, bu kısır döngüyü kırmaktır. Ekonomik bağımsızlık, ancak üretim temelli, halkçı ve kamucu bir kalkınma anlayışıyla yeniden kazanılabilir. Halkın emeğini sömüren değil, onu örgütleyen ve güçlendiren bir devlet anlayışı olmadan, ekonomik egemenliğin yeniden tesisi mümkün değildir.

SÖMÜRGE AJANINDAN YERLİ ELİTLERE: Bağımlılığın İnce İplikleri

“Komprador” kavramı, yalnızca ekonomik bir tanımlama değil, sömürge düzeninin en incelikli aracıdır. 19. yüzyılda Çin’den Latin Amerika’ya kadar birçok toplumda, emperyal güçlerin yerel halkla doğrudan temas kurmadan sömürü ilişkisini sürdürebilmesinin aracı, bu yerli işbirlikçi sınıf olmuştur. Batılı tüccarların çıkarlarını içerden koruyan bu zümre, zamanla yalnızca ticaretin değil, düşüncenin ve yönetişimin de yabancı merkezlere bağımlı hale gelmesine zemin hazırlamıştır. 

Türkiye özelinde ise bu sınıf, Osmanlı’nın son döneminden itibaren dış borçlar, kapitülasyonlar ve ithalata dayalı ticaret üzerinden güç kazanmış; Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletçilik politikalarıyla törpülense de, hiçbir zaman bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Bugün “komprador” zihniyeti, biçim değiştirerek yeniden aramızdadır — artık saraylarda değil, finans kulelerinde; kapitülasyonlarda değil, küresel sermaye ağlarının görünmez sözleşmelerinde yaşamaktadır.

Cumhuriyet’in ilk döneminde benimsenen devletçilik ilkesi, işte bu yapının tahakkümünü kırmak için doğmuştur. Çünkü ekonomik bağımsızlık, yalnızca siyasal egemenlikle değil, üretim araçları üzerindeki denetimle mümkündür. Ulusal kalkınma, dışa bağımlı komprador zümrelerin değil, üretici halkın iradesiyle yükselebilir.

KOMPRADOR EKONOMİNİN TÜRKİYE’DEKİ GÜNCEL YANSIMALARI: Rant Ekonomisinin Gölgesinde Kaybolan Üretim İradesi

Türkiye’nin ekonomik tarihi, aslında iki karşıt iradenin bitmeyen mücadelesidir: üretimden beslenen ulusal kalkınmacı irade ile dış sermayenin çıkarlarını içselleştiren komprador zihniyet. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte elde edilen üretim temelli bağımsızlık anlayışı, her on yılda bir farklı biçimlerde kuşatılmış; her sanayileşme hamlesinin önüne, yerli görünüp yabancı çıkarları savunan bir zümre çıkarılmıştır. Bugün bu zihniyet, artık gümrük antrepolarından değil, borsa ekranlarından ve finansal ağlardan konuşmaktadır. Üretim yerine ithalatı, yatırım yerine rantı, ulusal çıkar yerine kısa vadeli kârı önceleyen bu düzen, Türkiye’yi üreten bir toplumdan borçla dönen bir ekonomiye dönüştürmüştür. Gerçekte bitmeyen şey, kalkınma mücadelesidir — ve bu mücadele artık sadece sanayi sahasında değil, ekonomik iradenin kimde olacağı sorusunda düğümlenmektedir.

Cumhuriyet’in devletçilik politikaları, tam da bu bağımlı yapıyı kırmak ve ulusal üretimi kurumsallaştırmak amacıyla doğmuştu. Ancak komprador düzen, geçmişin bir kalıntısı değil, bugünün ekonomik alışkanlığı haline geldi. 1980’lerden itibaren “serbest piyasa” söylemiyle yeniden güç kazandı; üretimi teşvik etmek yerine ithalatı kolaylaştıran, ulus-ötesi sermayeye açık ve tüketim odaklı bir model hâkim oldu.

Özelleştirme dalgası, kamunun elindeki stratejik sektörleri birer birer ortadan kaldırdı. “Özel sektör verimli işler” denildi; ama sonuç tersi oldu: fabrikalar kapandı, makineler hurdaya satıldı, araziler rant projelerine dönüştü. Üretim kapasitesi azaldı, istihdam geriledi ve Türkiye yeniden ithalata bağımlı hale geldi.

Bu süreçte komprador burjuvazinin yeni temsilcileri ortaya çıktı: finans, inşaat ve ithalat üzerinden zenginleşen, uluslararası sermaye akımlarına bağlı bir ekonomik elit. Onlar için önemli olan, fabrika bacalarının tütmesi değil, borsa endekslerinin yükselmesidir. Üretimden değil, döviz hareketlerinden ve kamu ihalelerinden beslenirler. Böylece dış kaynakla büyüyen, içeride üretmeyen kırılgan bir ekonomi doğdu. Her döviz dalgalanması, her faiz artışı ya da küresel kriz, bu yapının ne kadar sarsak temeller üzerine kurulu olduğunu yeniden gösterdi.

Komprador ekonomi yalnızca üretimi değil, siyasal bağımsızlığı da aşındırır. Yabancı sermayeye aşırı bağımlılık, karar alma süreçlerini dış etkilere açık hale getirirken; gelir dağılımı bozulur, sosyal adalet yara alır. Zenginlik bir avuç elde birikirken, geniş halk kesimleri yoksullaşır.

Artık sorgulanması gereken şey, yalnızca ekonomik modeller değil, ekonomik zihniyetin kendisidir. Komprador düzen, bağımlılığı bir sistem alışkanlığına dönüştürmüş; üretim yerine borçlanmayı, dayanışma yerine rekabeti, kamu yararı yerine bireysel kazancı kutsamıştır. Bu zihniyet değişmedikçe, ekonomik bağımsızlık bir slogandan ibaret kalacaktır.

Gerçek kurtuluş, ekonomiyi halkın lehine yeniden kurmakla mümkündür — bu, bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.

PİYASANIN ZİNCİRLERİ: Neo-Liberal Dönüşümün Komprador Maskesi

1980’lerle birlikte Türkiye, yalnızca ekonomik bir yön değişikliğine değil, aynı zamanda zihinsel bir kırılmaya da sahne oldu. “Serbest piyasa” ve “küresel entegrasyon” söylemleri, bir kalkınma vizyonu olarak değil, yeni bir bağımlılık zincirinin ideolojik kılıfı olarak benimsendi. Cumhuriyet’in üretim odaklı devletçilik mirası, “verimsizlik” bahanesiyle tasfiye edilirken; kamusal mülkiyet, ulusal planlama ve ekonomik özyeterlilik kavramları, çağın dışına itilmiş gibi gösterildi.

Oysa özelleştirme furyası, yalnızca fabrikaları değil, toplumsal dayanışmayı, üretim kültürünü ve ekonomik egemenlik fikrini de satışa çıkardı. Neo-liberal dönüşüm, aslında komprador burjuvazinin çağımıza uyarlanmış yeni biçimidir: bu kez ithalat gemilerinin yerini sermaye akışları, kapitülasyon fermanlarının yerini ise serbest piyasa anlaşmaları aldı. Bugün Türkiye’nin yaşadığı kırılgan ekonomik yapı, işte bu yeni kompradorizmin en somut sonucudur — dışarıya bağımlı, içeride üretimsiz, emeğini değil dış sermayeyi merkeze alan bir sistem.

Bu süreçte yerli üretici, uluslararası devlerin taşeronu haline gelmiş; karar gücü, fiyat belirleme ve kâr paylaşımı dış merkezlere kaymıştır. “Kârın özelleştirilip zararın kamusallaştırılması” artık neoliberal ekonominin temel yasasıdır. Bu anlayışın yarattığı “büyüme”, içi boş, hormonlu, yapay ve kırılgan bir büyümedir — ithal tohumla ekilen, dış borçla sulanan, kârı yurtdışına taşınan bir sanayi gibidir.

“Özelleştirme yanılsaması” ise bu tabloyu tamamlamıştır. Elektrik dağıtımından telekomünikasyona kadar pek çok stratejik kamu kurumu özel tekellere devredilmiş; rekabet artmak bir yana, tekelci fiyatlandırmalar kamuyu daha fazla yük altına sokmuştur. Hazine garantileri, vergi indirimleri ve teşviklerle ayakta tutulan bu şirketler, gerçekte devlet destekli ayrıcalıklı sermaye yapılarıdır.

Tarımda destekleme alımlarının kaldırılması, ithalatın serbestleştirilmesi ve girdi fiyatlarındaki dış bağımlılık, Anadolu çiftçisini küresel tarım tekellerinin insafına bırakmıştır. Enerjideki dışa bağımlı fiyatlandırmayla birleşince, devletin elini çektiği her alanda ulusal kontrol zayıflamış, üretim zinciri dış merkezlerin denetimine geçmiştir.

Bugün e-ticaretten gıdaya kadar birçok stratejik yerli markanın yabancı şirketlere satılması, bu yeni bağımlılık zincirinin en görünür göstergesidir.

Artık kâr da karar da yurt dışına taşınmıştır.

Ve unutulmamalıdır: devlet ekonomiden çekildiğinde, o boşluğu her zaman en güçlü olan doldurur — ve o el, her zaman küresel sermayenin elidir.

PLANLI KALKINMANIN DÖNÜŞÜ: Kamucu Ekonominin Gelecek Vizyonu

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında şekillenen devletçilik ilkesi, yalnızca bir iktisadi tercih değil, bağımsızlığın ekonomik alandaki manifestosuydu. O dönem, emperyalizmin askeri zincirlerini kıran bir halkın, ekonomik boyundurukları da reddetme iradesini simgeliyordu. Bugün, küresel sermayenin ağları içinde çözülmüş bir ekonomiyi yeniden üretimle ayağa kaldırmak, ancak kamunun yönlendirici ve örgütleyici gücünü yeniden inşa etmekle mümkündür.

Devlet artık sadece düzenleyen değil, üretim iradesini halkla birlikte kuran bir aktör olmalıdır. Gıda güvenliğinden enerjiye, savunmadan dijital teknolojiye kadar her stratejik alanda ulusal üretim ağlarını örmek, halkın emeğini yeniden kalkınmanın merkezine yerleştirmek, ekonomik bağımsızlığın çağdaş ifadesidir. Bu yeni devletçilik, geçmişin kalıplarını değil, özgüvenini bugünün bilimiyle birleştiren bir vizyondur; üretimi, adaleti ve refahı aynı çizgide buluşturma kararlılığıdır.

Devletçiliği yeniden tartışmak, geçmişe dönüş değil, geleceğe daha sağlam adımlarla ilerleme iradesidir. Amaç, 1930’ların modelini tekrarlamak değil; 2030’ların dünyasına uygun, kamucu ve sürdürülebilir bir kalkınma stratejisi kurmaktır. Devlet, stratejik sektörlerde yeniden öncü bir üretici olmalı; gıda, enerji, ulaşım, savunma ve yazılım gibi alanlarda milli üretim ağlarını kurarak ulusal kapasiteyi güçlendirmelidir.

Yerli üreticiyi destekleyen, Ar-Ge’yi teşvik eden, katma değeri yüksek üretime dayalı bir model olmadan ekonomik bağımsızlıktan söz edilemez. Bu anlayışta devlet, halkın emeğini sömüren değil, onu örgütleyen, yönlendiren ve koruyan bir güçtür. Kooperatifçilik, bölgesel kalkınma ajansları ve kamusal yatırım politikalarıyla üretimin tabana yayılması, hem istihdamı artırır hem de bölgesel eşitsizlikleri azaltır. Her şehir kendi üretim odağını, her bölge kendi sanayi üssünü oluşturduğunda sermaye birikimi tek elde toplanmaz; kalkınma, halkın ortak emeğiyle tabana yayılır.

Ayrıca, planlı kalkınma anlayışı yeniden devlet politikasının omurgası olmalıdır. Rastgele teşvikler yerine, uzun vadeli ve kamusal faydayı esas alan bir planlama sistemi kurulmalıdır. Planlı ekonomi, bireysel girişimi bastırmak değil; onu ulusal çıkarlar doğrultusunda yönlendirmek anlamına gelir. Böylece piyasanın dinamizmini korurken, toplumu ortak hedefler etrafında birleştiren kapsayıcı bir üretim seferberliği oluşturulabilir.

Sonuçta, devletçi iktisadın yeniden inşası, geçmişin romantizmi değil, geleceğin zorunluluğudur. Halkın üretim gücünü serbest bırakmak, Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel bağımsızlığını yeniden tahkim etmenin tek yoludur.

DEVLETİN EKONOMİDEKİ YENİ ROLÜ: Üreten, Yönlendiren, Kapsayıcı Bir Kamu Anlayışı

Yeni bir ekonomik vizyon, geçmişin tekrarı değil; tarihten öğrenip geleceği halkın yararına yeniden inşa etme iradesidir. 21. yüzyılın devletçiliği, eski bürokratik kalıplara değil; yeşil dönüşüm, dijital kalkınma ve toplumsal katılımın uyumuna dayanır.

Enerjide kamusal yatırımlar ve bağımsızlık, tarımda stratejik yerli üretim, dijital alanda ulusal teknoloji seferberliği, ve devletin “piyasa bekçisi” değil “üretim öncüsü” rolünü üstlenmesi — işte yeni devletçiliğin dört temel sütunu. Bu anlayış, nostaljik bir geri dönüş değil, çağın ekonomik ve sosyal zorunluluğudur.

Krizlerin, savaşların ve küresel belirsizliklerin arttığı bir dünyada, halkın refahını piyasanın insafına bırakan hiçbir ülke ayakta kalamaz. Devlet, yalnızca düzenleyici değil; sosyal devlet ilkesi gereği, gerektiğinde doğrudan üretici ve yönlendirici bir aktördür. Stratejik sektörlerde üretim ve istihdam yaratmak, kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak ve kriz anlarında piyasanın boşluklarını doldurmak, devletin asli görevidir.

Piyasa mekanizması her zaman kusursuz işlemez. Yoksulluk, çevre tahribatı, gıda güvensizliği, eğitimde eşitsizlik, sağlıkta erişim sorunları, gelir adaletsizliği, işsizlik ve enflasyon gibi alanlarda devlet, toplumsal adaletin gereği olarak piyasanın yetersizliklerini gidermekle yükümlüdür. Bu model ne piyasayı dışlayan katı bir devletçilik, ne de toplumu piyasaya terk eden bir serbestiyet anlayışıdır. Gereken şey, etkin, teşvik edici, yönlendirici ve iyi yönetişimle uyumlu bir kamucu devlet anlayışıdır.

Yeni devletçilik; demokratik, sosyal ve kalkınmacı bir çerçevede hareket eden, gerektiğinde müdahale eden ama aynı zamanda özel girişim için sağlıklı bir üretim ortamı yaratan bir modeldir. Bu vizyon, devletin yalnızca büyümeye değil; sürdürülebilir kalkınma, sosyal adalet ve insani gelişme hedeflerine yönelmesini zorunlu kılar.

Gerçek kalkınma, büyüme oranlarıyla değil, yoksul ve kırılgan kesimlerin yaşam koşullarındaki iyileşmeyle ölçülür. Gerçek devletçilik, piyasanın dinamizmini reddetmeden onu toplumsal fayda ekseninde yönlendiren; üretimi, adaleti ve dayanışmayı birlikte büyüten bir anlayıştır.

Türkiye’nin yeniden ekonomik bağımsızlığa kavuşması, ancak üreten, yönlendiren ve kapsayıcı bir devlet felsefesinin çağdaş yorumu ile mümkündür. Bu bir nostalji değil, tarihsel bir zorunluluktur. Finansal krizlerin küresel döngüye dönüştüğü günümüzde, halkın refahını yabancı sermayenin kısa vadeli kâr hırsına emanet eden hiçbir ülke varlığını sürdüremez.

Ekonomik bağımsızlık, yalnızca faiz oranı ya da bütçe dengesiyle değil; bir ulusun kendi kaderini tayin etme iradesiyle ölçülür. Kendi çiftçisini, sanayicisini ve mühendisini küresel tekellerin baskısından koruyamayan bir devlet, gerçek anlamda bağımsız olamaz.

Bugün “devletçilik” kavramını çağ dışı sayanlar, asıl gericiliğin ekonomik kölelik zincirinde gizli olduğunu görmek istemiyor. Komprador burjuvazinin altın zincirlerini kırmanın tek yolu, kamucu kalkınma, halkçı planlama ve üretim iradesidir.

Devlet, yeniden sadece kârı değil, halkın refahını büyütmek için üretmelidir.

Çünkü gerçek bağımsızlık; tarlada yeşerir, fabrikada yükselir, bütçede hayat bulur.

Ve ekonomi yeniden halka ait olana kadar, bu mücadele sürecektir.

SON: Bağımsızlık Halkla Başlar, Kamuculukla Büyür

Ekonomik bağımsızlık, yalnızca iktisadi bir hedef değil; aynı zamanda ulusal onurun, toplumsal adaletin ve ahlaki bir duruşun ifadesidir. Kendi ürettiğini tüketen, emeğine güvenen ve başkasının lütfuna değil, kendi alın terine yaslanan bir toplum inşa etmek, devletçi iktisadın özünü oluşturur. Halkın üretim gücünü serbest bırakmak; kalkınmayı yeniden halkın iradesine teslim etmek ve ekonomiyi yalnızca büyüten değil, adil biçimde paylaşan bir yapıya dönüştürmek, gerçek bir kamucu vizyonun temelidir.

Gerçek devletçilik, halkın üretme iradesine dayanan, dışa bağımlılığı azaltan ve ortak emeği kalkınmanın merkezine yerleştiren bir anlayıştır. Bu yaklaşım benimsendiğinde Türkiye, yalnızca ekonomik değil; toplumsal, kültürel ve siyasal anlamda da özgürleşecektir. Zira ekonomik bağımsızlık, bir bütçe dengesi değil; bir ulusun kendi kaderini tayin etme gücünün, kendi geleceğini inşa etme iradesinin en somut göstergesidir.

Kendi çiftçisini, sanayicisini, mühendisini ve üreticisini koruyamayan bir devlet, gerçek anlamda bağımsız sayılmaz. Her kalkınma hamlesinin önüne set çeken; üretmek yerine aracılığı, yatırım yerine rantı seçen; ulusal çıkarları değil, dış sermayenin taleplerini önceleyen ve yerli görünüp yabancı sermayenin iç temsilciliğini yapan komprador zümrenin zincirlerini kırmanın yolu, kamucu kalkınmadan, halkçı planlamadan ve üretim iradesinden geçmektedir. Devlet yeniden halk için üretmeli; çünkü gerçek bağımsızlık, önce tarlada filizlenir, fabrikada güçlenir, bütçede hayat bulur.

Türkiye, üretim gücünü yeniden halkın iradesiyle birleştirdiği gün, komprador zihniyetin kurduğu bağımlılık zincirlerini kıracaktır. Devletin üretimi, planlamayı ve kamusal yönlendirmeyi yeniden üstlenmesi; emeği yücelten, adaleti gözeten ve kalkınmayı ulusal onurun bir parçası haline getiren yeni bir ekonomik düzenin kapısını aralayacaktır.

Bugünün Türkiye’si, belki 1930’ların devletçiliğini birebir uygulayamaz; ancak o yılların özündeki “kendi ayakları üzerinde durma” iradesini yeniden canlandırabilir. İşte o gün geldiğinde, komprador zümrenin değil, üreten halkın sesi yükselecek; ekonomi yeniden alın teriyle, emekle ve halkın ortak iradesiyle şekillenen adil bir düzene kavuşacaktır. Gerçek bağımsızlık, halkın üretme iradesini kamunun yönlendirici gücüyle buluşturmaktan geçer. 



Bu yazı 1871 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 25 19 2 4 59 18 61 +41
2 Fenerbahçe 24 15 0 9 54 23 54 +31
3 Trabzonspor 24 15 3 6 48 28 51 +20
4 Beşiktaş 25 13 5 7 45 30 46 +15
5 Başakşehir FK 25 12 7 6 44 27 42 +17
6 Göztepe 25 11 5 9 28 18 42 +10
7 Samsunspor 24 7 6 11 25 27 32 -2
8 Çaykur Rizespor 25 7 9 9 32 35 30 -3
9 Kocaelispor 24 8 10 6 21 25 30 -4
10 Gaziantep FK 25 7 9 9 31 41 30 -10
11 Alanyaspor 24 5 8 11 26 30 26 -4
12 Gençlerbirliği 24 6 12 6 28 34 24 -6
13 Konyaspor 25 5 11 9 28 38 24 -10
14 Antalyaspor 25 6 13 6 24 39 24 -15
15 Eyüpspor 24 5 12 7 19 35 22 -16
16 Kasımpaşa 25 4 12 9 21 36 21 -15
17 Kayserispor 24 3 10 11 18 43 20 -25
18 Fatih Karagümrük 25 3 17 5 22 46 14 -24
Takım O G M B A Y P AV
1 Erzurumspor FK 29 18 2 9 68 20 63 +48
2 Esenler Erokspor 28 17 3 8 67 22 59 +45
3 Amed SK 29 17 5 7 59 32 58 +27
4 Çorum FK 29 16 8 5 47 32 53 +15
5 Pendikspor 29 13 6 10 44 23 49 +21
6 Bodrum FK 28 14 8 6 58 29 48 +29
7 Bandırmaspor 29 13 10 6 41 32 45 +9
8 Iğdır FK 29 12 9 8 38 39 44 -1
9 Keçiörengücü 29 11 8 10 54 36 43 +18
10 Boluspor 29 12 12 5 49 40 41 +9
11 Manisa FK 29 11 11 7 43 49 40 -6
12 Van Spor FK 29 10 10 9 40 33 39 +7
13 Sivasspor 29 9 9 11 36 30 38 +6
14 İstanbulspor 29 9 9 11 37 42 38 -5
15 Ümraniyespor 29 10 14 5 35 39 35 -4
16 Sarıyer 29 10 14 5 31 37 35 -6
17 Serik Belediyespor 29 8 16 5 29 55 29 -26
18 Sakaryaspor 29 7 15 7 38 52 28 -14
19 Hatayspor 29 0 22 7 21 80 7 -59
20 Adana Demirspor 29 0 26 3 16 129 45 -113
Takım O G M B A Y P AV
1 Bursaspor 27 20 4 3 71 17 63 +54
2 Kahramanmaraş İstiklalspor 27 18 6 3 71 23 57 +48
3 Aliağa Futbol A.Ş. 27 17 5 5 61 19 56 +42
4 Mardin 1969 Spor 27 17 6 4 56 20 55 +36
5 Muş Spor Kulübü 27 16 6 5 61 30 53 +31
6 Güzide Gebze Spor Kulübü 27 14 4 9 49 20 51 +29
7 Isparta 32 Spor 27 12 6 9 51 30 45 +21
8 Ankara Demirspor 27 13 9 5 40 35 44 +5
9 68 Aksaray Belediyespor 27 10 6 11 46 31 41 +15
10 Menemen FK 27 11 10 6 45 36 39 +9
11 1461 Trabzon FK 27 10 10 7 40 40 37 0
12 Fethiyespor 27 9 10 8 46 33 35 +13
13 Arnavutköy Belediye 27 8 12 7 29 31 31 -2
14 Kırklarelispor 27 6 12 9 34 40 27 -6
15 Somaspor 27 6 16 5 29 56 23 -27
16 Yeni Mersin İdman Yurdu 27 4 20 3 22 79 12 -57
17 Adanaspor 27 1 25 1 10 136 4 -126
18 Yeni Malatyaspor 27 0 25 2 8 93 43 -85
Takım O G M B A Y P AV
1 İnegöl Kafkas GK 24 13 3 8 38 19 47 +19
2 Çorluspor 1947 24 13 4 7 41 19 46 +22
3 K.Çekmece Sinopspor 24 13 6 5 41 26 44 +15
4 Bursa Yıldırımspor 24 12 4 8 34 25 44 +9
5 Etimesgut Spor 24 11 4 9 27 15 42 +12
6 Yalova FK 24 9 6 9 35 26 36 +9
7 Silivrispor 24 10 9 5 36 30 35 +6
8 Galata 24 9 10 5 30 27 32 +3
9 Beykoz İshaklıspor 24 7 7 10 30 32 31 -2
10 Bulvarspor 24 8 9 7 29 34 31 -5
11 İnkılap FSK 24 4 6 14 18 26 26 -8
12 Kestel Çilekspor 24 7 12 5 21 30 26 -9
13 Bursa Nilüfer FK 24 6 11 7 23 34 25 -11
14 Çankaya SK 24 5 11 8 26 31 23 -5
15 Polatlı 1926 Spor 24 5 14 5 17 36 20 -19
16 Edirnespor 24 2 18 4 18 54 10 -36
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 09/03/2026 Eyüpspor vs Kocaelispor
 09/03/2026 Alanyaspor vs Gençlerbirliği
 09/03/2026 Kayserispor vs Trabzonspor
 13/03/2026 Antalyaspor vs Gaziantep FK
 13/03/2026 Fatih Karagümrük vs Fenerbahçe
 14/03/2026 Kocaelispor vs Konyaspor
 14/03/2026 Trabzonspor vs Çaykur Rizespor
 14/03/2026 Galatasaray vs Başakşehir FK
 14/03/2026 Göztepe vs Alanyaspor
 15/03/2026 Samsunspor - Kayserispor Samsunspor ligde evindeki son 5 maçında hiç kazanamadı  Kayserispor yenilmez
 15/03/2026 Gençlerbirliği - Beşiktaş Beşiktaş ligde deplasmandaki son 10 maçında hiç kaybetmedi  Beşiktaş yenilmez
 15/03/2026 Gençlerbirliği - Beşiktaş Gençlerbirliği ligde evindeki son 7 maçında hiç kaybetmedi  Gençlerbirliği yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 10/03/2026 Van Spor FK vs Adana Demirspor
 10/03/2026 Serik Spor vs Pendikspor
 10/03/2026 Manisa FK vs Sarıyer
 11/03/2026 Hatayspor vs Sivasspor
 11/03/2026 İstanbulspor vs Amed SK
 11/03/2026 Ümraniyespor vs Erzurumspor FK
 11/03/2026 Keçiörengücü vs Sakaryaspor
 12/03/2026 Iğdır FK vs Bodrum FK
 12/03/2026 Boluspor vs Çorum FK
 12/03/2026 Esenler Erokspor vs Bandırmaspor
 15/03/2026 Sakaryaspor - Van Spor FK Van Spor FK ligde deplasmandaki son 5 maçında hiç kazanamadı  Sakaryaspor yenilmez
 15/03/2026 Amed SK - Manisa FK Amed SK ligde evindeki son 15 maçında hiç kaybetmedi  Amed SK yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 10/03/2026 İskenderunspor A.Ş. vs Bucaspor 1928
 11/03/2026 Elazığspor vs Muğlaspor
 11/03/2026 Erbaaspor vs Kepezspor FAŞ
 11/03/2026 Adana 01 Futbol Kulübü vs Sincan Belediye Ankaraspor
 11/03/2026 Batman Petrolspor vs Karacabey Belediye Spor
 11/03/2026 24Erzincanspor vs Beykoz Anadolu
 11/03/2026 MKE Ankaragücü vs GMG Kastamonuspor
 12/03/2026 Altınordu vs Karaman Futbol Kulübü
 12/03/2026 Beyoğlu Yeniçarşıspor vs Şanlıurfaspor
 15/03/2026 Muğlaspor - MKE Ankaragücü Muğlaspor ligdeki son 18 maçında hiç kaybetmedi  Muğlaspor yenilmez
 15/03/2026 Muğlaspor - MKE Ankaragücü MKE Ankaragücü ligdeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  MKE Ankaragücü yenilmez
 15/03/2026 Beykoz Anadolu - Adana 01 Futbol Kulübü Beykoz Anadolu ligde evindeki son 5 maçında hiç kazanamadı  Adana 01 Futbol Kulübü yenilmez
 15/03/2026 Bucaspor 1928 - 24Erzincanspor Bucaspor 1928 ligdeki son 8 maçında hiç kazanamadı  24Erzincanspor yenilmez
 15/03/2026 İnegölspor - Erbaaspor İnegölspor ligde evindeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  İnegölspor yenilmez
 15/03/2026 İnegölspor - Erbaaspor Erbaaspor ligde deplasmandaki son 8 maçında hiç kazanamadı  İnegölspor yenilmez
 15/03/2026 Sincan Belediye Ankaraspor - Elazığspor Sincan Belediye Ankaraspor ligde evindeki son 14 maçında hiç kaybetmedi  Sincan Belediye Ankaraspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 14/03/2026 Beykoz İshaklıspor vs Kestel Çilekspor
 14/03/2026 Bursa Yıldırımspor vs Etimesgut Spor
 14/03/2026 Edirnespor vs Bursa Nilüfer FK
 14/03/2026 Galata vs İnkılap FSK
 14/03/2026 İnegöl Kafkas GK vs Çorluspor 1947
 15/03/2026 Çankaya SK vs Polatlı 1926 Spor
 15/03/2026 K.Çekmece Sinopspor vs Bulvarspor
 15/03/2026 Yalova FK vs Silivrispor
 15/03/2026 Çankaya SK - Polatlı 1926 Spor Polatlı 1926 Spor ligde deplasmandaki son 7 maçında hiç kazanamadı  Çankaya SK yenilmez
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
NAMAZ VAKİTLERİ
YUKARI