|
Tweet |
BirGün gazetesinde yer alan röportajda Kurtul Gülenç ve Önder Kulak Önder Kulak felsefe, din ve çağımız üzerine Ahmet Arslan ile konuştu.
Felsefe tarihinin başlangıcına dair tartışmalarda Doğu medeniyetlerinin bilgi birikimini, özellikle matematik ve astronomi başarılarını teslim ediyoruz. Ancak siz, felsefenin 'felsefe' olarak Antik Yunan’da, yani Batı’da doğduğunu savunuyorsunuz. Doğu’daki bu yoğun bilgi birikimi neden felsefeye evrilemedi? sorusuna Aslan: Doğu’da bazı alanlarda, örneğin tıp, astronomi, matematik konularında birtakım başlangıçlar var ama yoğun bir bilgi birikiminden bahsetmenin pek doğru olduğu kanaatinde değilim. Ayrıca mesele sadece bilgi birikimiyle ilgili de değil, yani o bilginin veya o bilgiyle ilgili birikimin felsefeye dönüşmesi için o toplumun, o toplumun aydınlarının yapısal ve zihinsel bir dönüşüm geçirmeleri lazım. Bu da birçok etmene bağlı bir şey. Öncelikle bir “burjuva” sınıfının, çok geniş olmasa da, ortaya çıkması lazım. “Burjuva” sınıfının ortaya çıkması için ticaret lazım, dış dünyayla temas lazım. Yunan felsefesinin ortaya çıktığı coğrafya İyonya; bu bölgedeki kıyı şehirleri bir taraftan Mezopotamya’yla bir taraftan da Mısır'la yoğun ticari ilişkiler içindeler. Ticari ilişkilerde sadece mal mübadele edilmez, fikirler de mübadele edilir. Yine bu ilişkilerde ticaret yapan insanların kendi bulundukları bölgenin adet, gelenek, inanç ve bilgileri ile ilişki kurdukları diğer uygarlıkların kültürlerinin benzeri alanları arasında ister istemez karşılaştırmalarının yapılması lazım. Felsefe sadece bir bilgi birikimine dayanmıyor, hayat tarzı da burada önemli, inançlar da önemli. Yunanlılar bu konuda son derece şanslı bir topluluk. Hem belli bir ölçüde rahata sahipler, örneğin filozof Thales, hem ticaret yapıyor hem de bilim yapıyor. Aristoteles’in de belirttiği gibi bilim yapmak boş zaman gerektiriyor. Bu şu demek: bir taraftan tarımla uğraşırken bir taraftan önemli teorik problemleri düşünemezsin. Üçüncü olarak, karşılaştırma yapmak için farklı uygarlıklarla temas etmek gerekiyor; Yunanlılar buna da sahipler. Dört, merkezi bir hükümet yok, bu da önemli, yani herhangi bir kent devleti (site) içerisinde farklı düşünen insanların farklı düşünmelerini engelleyecek merkezi bir devlet yapılanması yok. Neticede sitede herkes herkesi tanıyor, öyle bir merkezi otorite ve de bastırma gücü yok. Beş, Yunan dininin özellikleri de burada belirleyici oluyor. Yunan dininin özelliklerini Homeros’tan biliyoruz, tek bir tanrı, bu tanrının gönderdiği bir kitap, bu kitabın içerisindeki birtakım dogmalar, bu dogmalara itaat etmediğin ve inanmadığın taktirde bunu cezalandıracak bir rahipler sınıfı yok. Herodot’un söylediği gibi bir şair, bir yazar, mesela tiyatro yazarı Tanrılarla insanların ilişkilerini ve Tanrı'nın özelliklerini kendi hayal gücüne ve tecrübelerine göre zaman içerisinde kendi istediği gibi tasarlayabilir ve bu bir suç değil. Ve son olarak, tabii demokrasi. Başlangıçtan itibaren tabii ki de demokrasi yok ama demokrasiye doğru bir süreç var. Yunan dünyasının temel karakteri değişme; değişim çok hızlı, o yüzden de felsefenin temel tartışma konularından biri oluyor. MÖ 6. yüzyıl başlarında çifte krallıkla idare edilen bir yapı var; 5. yüzyılın ortasında demokrasiye geçiliyor. Yani 100 yıl içinde muazzam bir dönüşüm var. Oysa bizim Ortadoğu'daki herhangi bir eski uygarlık şu anda 5000 sene evvel nasılsa şimdi de üç aşağı beş yukarı aynı. Kısacası Yunan'da felsefenin başlaması için her türlü olumlu uygun etmenin olduğuna inanıyorum.
Diğer bir soru ise felsefeyi fildişi kulelerden çıkarıp geniş kitlelere ulaştıran, ekranlarda ve kitaplarınızda felsefi düşünüşü bir yaşam pratiği olarak sunan bir akademisyensiniz. Sizin gözünüzde felsefe sadece entelektüel bir lüks mü, yoksa toplumsal krizlerin, adaletsizliklerin ve zihniyet tıkanıklıklarının yaşandığı dönemlerde bir 'panzehir' olabilir mi? Bugünün genç kuşağına felsefe ne vaat ettiği sorusuydu, Aslan:
Evet teşekkürler, gerçekten Türkiye’ye felsefeyi sevdirdim, programlarımı milyonlarca insan izliyor. Gelelim sorunun asıl kısmına: Kriz dönemlerinde felsefe bir çare olur mu, olmaz mı? Açıkçası pek olacağını zannetmiyorum. Yani büyük kriz dönemlerinde krizi çözecek olan yaşamın kendisidir, felsefe değil. Ama felsefenin yardımı olabilir. O halde felsefeyi gündelik yaşamın araçlarından biri haline getirmemiz önemli. Yani büyük toplumsal problemlere, büyük siyasi problemlere, büyük ahlaki problemlere felsefeyle çözüm getirmeye çalışmak yerine onu gündelik yaşamın parçası kılmaya çalışmalıyız. Çünkü felsefede öyle bir sihirli değnek yok. Ama aklımızı, akıl yürütmemizi, edindiğimiz tecrübeleri temele alarak bu sorunları daha makul, mantıklı, tutarlı, gerekçeli bir şekilde birbirimizle konuşarak çözmeyi deneyebiliriz. Felsefe de biraz bu demek zaten. Pazar yerinde veya sokakta insanlarla diyalog kurmak. Yunan dünyasında da böyle oluyordu, unutmayın. Sokakta konuşuluyordu toplumsal sorunlar. Bugün için bu pratik bize fikir veriyor.
O halde felsefe gündelik yaşamda su gibi, hava gibi kullanabileceğiniz bir şey olmalı. Yani partnerinizle yaşadığınız ilişkinizde bile başvurabileceğiniz bir araç. Acaba ben bu ilişkide partnerime nasıl davranıyorum? Niye böyle davranıyorum? Buna hakkım var mı? Ya da ben bu söylemimi/eylemimi nasıl meşrulaştırabilirim? Ya da karnımız çok acıkıyor, tıka basa yemek yiyoruz. Biz bu kadar yemek yiyoruz da acaba hakikaten yemekten aldığımız haz hayatın ölçüsü mü? Yoksa bunun yerine daha iyi bir ölçüt mü belirlemek lazım? Veya yemekten sonra karnım ağrıyacak birkaç saat. Bunu yapmak yerine daha ölçülü olmak gerekmez mi? İşte misal ölçülülük kavramı. Al sana felsefe işte.
Tüm bu sorular sizin yaşamınızla ilgili. Sizin yaşamınızla ilgili elinizde birkaç tane araç var. Bunlardan biri din. Dinden bir şey çıkmaz. O dinin ortaya çıktığı kültürdeki hayat sizin hayatınız değil. Bilim olabilir mi? Bilim, zihniyet anlamında kıymetli. Yoksa bilimin kendisi az önce sorduğum sorulara yanıt veremez, bu soruların yanıtları bilimde mevcut değil. Biraz evvel konuştuğum haz mı, mutluluk mu, ölçülülük mü? Hangi bilim cevap verebilir bunlara?
Bunları bilim söylemez çünkü bilimin işi bu değil. Değerler meselesi söz konusu olduğu zaman bizim felsefeye ihtiyacımız var. Gündelik yaşamın felsefesine olan ihtiyaç buradan türüyor. Gündelik yaşamın felsefesine, yani kavramlarımızı daha iyi tanımlamamıza, daha iyi bir içerikle doldurmamıza gerçekten ihtiyacımız var. Gerçekten düşünmeye ihtiyacımız var, düşünüyor gibi yapmaya değil.
Bunun hepimizin yaşamını daha iyi kılacağına eminim. En azından benim yaşamımı daha iyi kıldı. İnsanlar yaşadıkları düzende sıkışmışlıklarını aşmak istiyor, bunun için felsefeyi bir araç olarak kullanmaları gerek. Gençlere önerim budur.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|