Ücret ve maaşların tamamının borç nedeniyle bloke edilebilmesinin önünü açan Yargıtay kararı, milyonlarca dar gelirli yurttaş için adeta bir “yaşam blokesine” dönüşebilir. Daha önce yalnızca SGK primi ve nafaka gibi zorunlu ödemeler için haczedilebilen emekli aylıkları, artık banka borçları da dahil olmak üzere tamamen bloke edilebilecek. Kararın yasalaşmasıyla birlikte yalnızca emeklilerin değil, çalışanların tümünün hayatlarına ipotek gelecek.
Maltepe Belediyesinde çalışan bir temizlik işçisi yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Şu an aldığım paranın 13 bin lirası bankaya gidiyor. Kira zaten 25 bin lira, geriye 9-10 bin lira kalıyor. Faturası, mutfağı, çocuk masrafı derken bir kez bile kafede oturmamışım aylardır. Bu halde insanlıktan çıkıyoruz. Artık üçüncü bir iş mi bulayım? Belediyenin yarısı bu batakta. Bazı günler 14-15 saat çalışıyorum, sonra da işe geri geliyorum. Yoksa harçlık yok, sigara yok.”
Aynı sorunu yaşayan petrokimya iş kolundan bir işçi ise şunları söylüyor: “Bu kararı uygularlarsa, artık ‘Yaşamayın, kendinize başka hayat bulun’ demektir bu. İnsanlar borca giriyor çünkü ücretler geçinmeye yetmiyor. Borcu ödeyemeyince faizi işliyor, avukat ücreti ekleniyor. Bir kere icralık oldun mu iliğine kadar sömürüyorlar.”
Halihazırda 3 milyon emekli çalışmaya devam ediyor
DİSK-AR’ın verilerine göre her üç emekliden ikisi ya çalışıyor ya da iş arıyor. 2024 itibarıyla çalışan emekli sayısı 3 milyonun üzerinde. Bu da emekliliğin artık bir dinlenme dönemi değil, ikinci bir iş yaşamına dönüşmesi anlamına geliyor. Karar emeklileri de doğrudan etkiliyor. Zaten açlık sınırının bile altında bir aylıkla yaşam mücadelesi veren milyonlarca emekli için borç yükü daha da ağırlaştı. En düşük emekli aylığı 16 bin 881 lira. Türk-İş’in açlık yoksulluk sınırı verilerine göre haziran ayında açlık sınırı 26 bin 115 bin liraya dayandı. Açlık sınırının altında maaş alan emekli, şimdi o maaşın da tamamını kaybedebilir.
Fazla mesai cinayete dönüşüyor
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin haziran ayı raporu da borç ve geçim baskısının işçileri ölüme sürüklediğini ortaya koydu. Yüksekten düşme, servis kazası gibi klasik iş cinayetlerine ek olarak “Aşırı, yoğun ve fazla çalışmaya bağlı” ölümler dikkat çekici şekilde artıyor. Rapora göre haziran ayında en az 161 işçi hayatını kaybetti. Aşırı çalışmaya bağlı ölümler yalnızca fiziksel çöküşe değil, psikolojik tükenmeye ve ani krizlere de neden oluyor.
Fazla mesaiyi “zorunlu hale” getiren geçim baskısı artık işçileri sadece yoksullaştırmıyor; canlarına da mal oluyor. Ek iş yaparak geçinmeye çalışan milyonlarca işçi bu süreçte dinlenemiyor, uyuyamıyor, bedenini ve zihnini toparlayamadan yeniden işbaşı yapmak zorunda kalıyor.
Yoksullukta eşitlik politikası
Tüm bu tablo karşısında hükümetin ve yargının tavrı ise yoksullukta eşitliği sağlayacak “tedbirler” almak. Asgari ücretin yılda bir kez zamlanacağı açıklanırken, emekli maaşları sefalet sınırının da altına itildi. Ücretler artırılmak yerine borç mekanizmasıyla denetim altında tutuluyor; bu da emekçilerin yaşam alanını değil, ancak çalışma süresini “genişletiyor.” Artık mesele sadece “geçinemiyoruz” değil; yaşayamıyoruz, dinlenemiyoruz ve dahası... Yargıtay kararı, bankanın blokesinden çok daha fazlası: Hayatın tamamına konulmuş bir ipotek gibi.