Hayri Kozanoğlu, BirGün'de yer alan yazısında yeni Başkan Warsh'un, ilk toplantısında oy kullanmayarak ve ekonomik beklentilerini paylaşmayarak alışılagelmiş "ileri doğru yönlendirme" pratiğine karşı duruşunu ortaya koyduğunu belirtti. Uzmanlar, Warsh’un bu tutumunun, Fed’in eski başkanı Alan Greenspan’in müphem iletişim tarzına bir öykünme olabileceği değerlendirmesini yapıyor. Warsh’un iletişim, bilanço politikası ve enflasyon çerçevesi gibi beş temel alanda başlatacağı gözden geçirme sürecinin piyasalardaki belirsizliği nasıl etkileyeceği ise merak konusu.
Küresel Faizlerde Yükseliş Eğilimi Fed’in kararı ve küresel ölçekteki sıkılaşma adımları, finansal piyasaları doğrudan etkiledi. İran kaynaklı jeopolitik risklerin tetiklediği enflasyonist baskı; Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) %0,25’lik faiz artışına, Japonya Merkez Bankası’nın ise 30 yıl aradan sonra faizleri %1 seviyesine çekmesine neden oldu. Bu süreçte dolar endeksi güç kazanırken, Brezilya, Avustralya ve Norveç gibi ülkelerin para birimlerinde %2 ile %4 arasında değer kaybı yaşandı. Altın fiyatları ise faiz artışı beklentilerinin baskısıyla 5.400 dolardan 4.150 dolar seviyelerine kadar geriledi.
Türkiye Ekonomisi İçin Riskler Artıyor TL, dolar karşısında son bir haftada sınırlı bir değer kaybı yaşasa da, Türkiye ekonomisini zorlu bir süreç bekliyor. Dış borç ödeme takviminin yoğunluğu ve 242 milyar dolarlık yenilenecek borç miktarı, küresel faiz artışlarının Türkiye üzerindeki baskısını artırıyor. Ayrıca, altın fiyatlarındaki düşüşün, TCMB rezervleri ve hanehalkı mevduatları üzerindeki olumsuz etkisi, refah kaybı üzerinden iç talebi ve büyümeyi yavaşlatma riski taşıyor.
"Merkez Bankası Bağımsızlığı" Miti Yazıda, yaklaşık 50 yıldır neoliberalizmin "kutsal" kabul edilen merkez bankası bağımsızlığı kavramının, aslında merkez bankalarını hazineyi fonlamaktan alıkoyma aracı olduğu savunuluyor. 2007 krizinden bu yana uygulanan miktarsal genişleme politikalarının toplumsal eşitsizliği derinleştirdiğine dikkat çeken analize göre, mevcut faiz artışları büyüme ve istihdamı frenlediği için Trump ve benzeri liderlere popülist bir zemin hazırlıyor.
Konuyla ilgili değerlendirmeler, bu tür bir merkez bankası bağımsızlığı sorgulamasının, halkın çıkarlarını gözeten bir demokratikleşme hamlesi olmadığını, aksine otoriter liderlerin merkez bankalarını kendi sınıf çıkarları doğrultusunda ipotek altına alma girişimi olduğunu ortaya koyuyor. Özetle, emekçilerin taraf olmadığı, sınıfsal tercihlerin çarpıştığı yeni bir merkez bankacılığı dönemi yaşanıyor.