“Bilmem mi, ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizer
Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan
Bir uzantıdır işte umutla insan arası”
Lisede edebiyat derslerinde, Edip Cansever ve İkinci Yeni şairleri karamsar, hayattan kopuk, bireyci ve anlaşılmaz şairler olarak anlatıldı. Oysa onların şiirlerini okuduğumda bu yaklaşımda bir yanlışlık olduğunu seziyordum. Sezgimin bilgiye ya da kavrayışa dönüşmesi için yılların geçmesi gerekti.
Üniversitedeyken umut konusuyla ilgili bir kitapla karşılaştım. Terry Eagleton, İyimser Olmayan Umut (Hope Without Optimism) çalışmasında umut ile iyimserlik ve kötümserlik kavramları arasına net bir çizgi çekiyordu. Eagleton’a göre iyimserlik ve kötümserlik, maddi gerçeklikten kopuk ve olayların gidişatını önceden belirlenmiş kabul eden iki kaderci mizaç durumudur; iyimserlik sığ bir neşeyle koşulları görmezden gelirken, kötümserlik çabasız bir yenilgiye teslim olmaktır. Temelsiz bir Pollyannacılığa karşı mesafeli olan "sahici umut" ise mesnetsiz bir duygu değil, gerekçelere, eleştirel bir bilince ve dönüştürücü eyleme dayanan ahlaki ve politik bir erdemdir. Geleceğin ancak bugünün somut çelişkileri üzerinden kurulabileceğini savunan Eagleton, trajik durumların ve yenilgilerin kabullenilmesinden sonra bile insan iradesinin ve direncinin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu duruşu "trajik umut" olarak kavrar. Böylece Edip Cansever şiirindeki umudun trajik bir umut olduğunu anladım.
Cansever, elli sekiz yıllık ömrünün büyük kısmını Kapalıçarşı’daki dükkânında, insanın ve sokağın tam ortasında geçirdi. Kapalıçarşı onun için bir kaçış yeri değil, hayatın ve insan ilişkilerinin en canlı olduğu yerdi. İlk kitabı İkindi Üstü'nden son kitabı Oteller Kenti'ne kadar durmadan yazdı. Şiiri bir iş disipliniyle ele aldı, her gün masasına oturup insanı ve hayatı anlatmaya çalıştı. O, şiirlerinde soyut imgeler kullansa da hayattan ve toplumdan kopmadı. Felsefeden ve diyalektikten yararlanarak insanı tek başına değil, bütünün bir parçası olarak gördü.
Cansever’in 1974 yılında çıkan Sonrası Kalır kitabı, onun toplumsal meselelerle kurduğu bağı en net gösteren eseridir. Bu şiirlerde memleketin acıları, cezaevleri, yoksulluk ve Almanya’ya giden işçiler vardır. Ancak bu karanlık tablonun içinde çocukların büyüyeceği ve geleceği değiştireceği inancı hep diri kalır. Mendilimde Kan Sesleri şiirinde geçen "Bir halk gülüyorsa gülmektir" sözü, bireysel hüzünlerin ötesine geçen ortak bir duyguyu anlatır. Şöyle seslenir Ahmet Telli’ye:
“Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet abi”
Onun şiirlerinde umut "dürtülmesi", harekete geçirilmesi gereken bir şeydir. Dostlar şiirinde umudun ordusu* bozulsa bile hemen ardından yeniden çiçekleneceğini söyler.
“Öylesine sıkılmış ki yumrukları
İyice sıkılsın diye yumruklar
Saklansın diye bir armağan gibi bu katılık...
Kimse hüzünlü olmasın diye”
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|