beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Emine Demir

facebook-paylas
Evrenin Sahibi mi, Sorumlu Bir Katılımcısı mı?
Tarih: 16-09-2026 13:05:00 Güncelleme: 16-09-2026 13:05:00


Bugün Dip Dalga’da, içinde yaşadığımız dünya ve parçası olduğumuz evren açısından üzerinde düşünmeye değer bulduğum bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncesinde insanın dünyadaki yeri üzerine birlikte biraz düşünelim ve şu sorunun cevabını arayalım:

İnsan, içinde bulunduğu dünyanın bir gözlemcisi mi, sahibi mi, yoksa onun sorumlu bir katılımcısı mı?

Bu köşede daha önce de misafir ettiğim ve tezimin çalışma konusu olan Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard’ın düşüncesi, bu soruya doğrudan verilmiş bir cevap değil kuşkusuz. Fakat insanın yaşam karşısında alabileceği farklı konumları düşünmemize imkân veren güçlü bir perspektif sunar.

Kierkegaard’ın düşüncesi estetik, etik ve dinî olmak üzere üç temel varoluş alanı üzerinden okunur. Ancak bunları, birinin ardından zorunlu olarak diğerinin geldiği merdiven basamakları gibi düşünmek yanıltıcı olur. Sonraki varoluş biçimi öncekini bütünüyle ortadan kaldırmaz; onu dönüştürerek kendi içinde taşıyabilir. Estetik olan etik yaşamda tümüyle yok olmaz. Dinî varoluş da etik olanın basitçe devamı olmadığı gibi, onun keyfî biçimde terk edilmesi anlamına da gelmez. Kierkegaard açısından asıl mesele, insanın nasıl bir yaşam biçimini seçeceği ve kendi varoluşunun sorumluluğunu nasıl üstleneceğidir diyebiliriz.¹

Estetik evrede insan, büyük ölçüde hazzın, ilginç olanın ve anın peşindedir. Seçenekler arasında dolaşır —üstelik bu dolaşmayla zaman zaman kendi ayağına da dolanır— fakat bunları kendisini bağlayan bir karara dönüştürmekten hep kaçınır. Yaşamı, içinde yerine getirilmesi gereken görevlerin bulunduğu bir alan olmaktan çok, bir tiyatro sahnesi gibi karşısına alır; onu seyredilecek ve tadına varılacak bir gösteri olarak yaşar. Özetle estetik özne yaşamın oyuncusundan çok onun seyircisidir; etik varoluş ise insanı seyirci koltuğundan çıkararak seçimin ve sorumluluğun içine yerleştirir.¹

Etik evrede kişi, yalnızca önündeki seçeneklerden birini tercih etmez; seçimin kendisini üstlenir ve bu seçim içinde kendisini seçer. Verdiği kararın sorumluluğunu üstlenir, ilişkilerine ve yaşamındaki görevlere bağlanır. Etik özne için yaşam, uzaktan gözlenen bir olasılıklar toplamı olmaktan çıkar ve kişinin kendisinin de içinde bulunduğu somut bir varoluş kazanır. Kierkegaard’ın etik yaşamı anlatırken üzerinde durduğu bağlılık, seçim ve sorumluluk kavramları tam da burada anlam kazanır.¹

Peki, bu ayrımı yalnızca insan merkezli bir bakışla ya da insanın kendi hayatıyla sınırlamamak mümkün müdür?

Bence bu soru üzerinde düşünmemizi gerektiren bir zamanda yaşıyoruz.

Çünkü insanın yaşam karşısında sadece bir gözlemci olarak durması, zamanla dünyayı da kendisinden ayrı, üzerinde tasarrufta bulunabileceği bir nesne gibi görmesine yol açabiliyor. Uzaktan baktığımız, sadece kullandığımız ve kendi ihtiyaçlarımız ölçüsünde değer verdiğimiz şey üzerinde kolaylıkla bir sahiplik yanılsaması geliştirebiliyoruz.

Oysa kendisini yaşamın sorumlu bir katılımcısı olarak gören insanın konumu farklıdır. Katılmak, yalnızca orada bulunmak değildir. Bağlanmak, etkilenmek, etkilemek, yaralanmak ve bunların sonuçlarından sorumlu olmak demektir. Bu açıdan etik sorumluluğu insanın yalnızca kendisiyle ve diğer insanlarla ilişkisi olarak düşünemeyiz; içinde yaşadığımız dünya, diğer canlılar ve giderek bütün bir varlık alanıyla kurduğumuz ilişkiyi de yeniden düşünmemiz gerekir.

Bu düşüncenin vahye dayalı geleneklerde de güçlü karşılıkları var. İslam geleneğinde insan, yeryüzünün mutlak sahibi olarak görülmez; kendisine sınırlı bir yetki ve sorumluluk verilmiş bir varlık olarak düşünülür. Bakara sûresinin 30. âyetindeki halife kavramını açıklayan Kur’an Yolu Tefsiri, insanın yeryüzündeki yetkisinin sınırsız olmadığını özellikle vurgular; yeryüzü Allah’ın mülküdür ve insanın buradaki tasarrufu sorumlulukla sınırlıdır.²

Rahmân sûresinde ise insanın yaratılışının hemen ardından güneşten, aydan, gökten ve bütün varlığa yerleştirilmiş ölçüden söz edilmesi dikkat çekicidir: “Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu ki dengeden sapmayasınız; ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.”³ Kur’an Yolu Tefsiri, burada geçen mîzan kavramını yalnızca tartı anlamında kullanmaz; evrendeki genel denge ve bu dengenin korunmasıyla ilişkili bir sorumluluk olarak da yorumlar. Hatta açıkça insanın “evrendeki dengeyi koruma sorumluluğundan” söz eder.³

Bu durumda etik sorumluluğu yalnızca insan-insan ilişkisine hapsetmemiz yanıltıcı olacaktır. İnsan kendisine karşı sorumludur; başkalarına karşı sorumludur; fakat aynı zamanda içinde yaşadığı dünyaya, diğer canlılara ve kendisinden bağımsız bir değere sahip olan varlığa karşı da sorumludur.

Teknolojik gücün giderek büyüdüğü çağımızda yeniden düşünmemiz gereken tam olarak budur.

Birkaç gün önce okuduğum, Octavio A. Chon-Torres, Jesús Martínez-Frías, Anthony Milligan ve Steven Dick tarafından kaleme alınan ve 2026 yılında Acta Astronautica dergisinde yayımlanan “Ethical Challenges of Humanity’s Expansion into Space: From Astrobioethics to Astrobiocentrism” başlıklı makale beni yeniden bu soruya götürdü.⁵ Makale, insanlığın uzaya açılmasını yalnızca bilimsel ve teknolojik bir başarı olarak değerlendirmiyor. Mars’a yerleşmekten başka gök cisimlerinin kaynaklarını kullanmaya, robotik keşiflerden olası Dünya dışı yaşamla karşılaşmaya kadar uzanan bütün bu girişimlerin aynı zamanda hukukî, ahlaki ve toplumsal sorular doğurduğunu ileri sürüyor.

Yazarlar bu sorunları astrobiyoetik adını verdikleri yaklaşım içinde hukukî, ahlaki ve toplumsal olmak üzere üç eksende ele alıyorlar. Hukukî eksende asıl sorun, uzay hukukunun bulunmaması değil; mevcut hukukun olası Dünya dışı yaşamı, gezegensel kirlenmeyi ve astrobiyolojik açıdan hassas çevreleri korumakta ne ölçüde yeterli olduğudur. Ahlaki soru daha da dikkat çekici: Herhangi bir hukukî yaptırım bulunmadığında bile insan doğru olanı yapmakla yükümlü müdür? Yazarların burada başvurduğu ihtiyat ilkesi, bizi yalnızca yapabileceklerimizi değil, yapmaya hakkımız olup olmadığını da düşünmeye çağırıyor.

Makalenin benim için en yeni ve felsefi açıdan en düşündürücü yanı, bütün bu tartışmayı astrobiyomerkezcilik kavramına taşımasıdır. Bununla insanın değersizleştirilmesini ya da henüz keşfedilmemiş olası yaşam biçimlerinin insanla aynı ahlaki statüye yerleştirilmesini kastetmiyorlar. Daha temel bir değişimi öneriyorlar: Uzayı yayılacağımız, kaynak elde edeceğimiz ve hâkimiyet alanımızı büyüteceğimiz yeni bir coğrafya olarak görmemek.

Uzaya gidebiliyor olmamız, oranın sahibi olduğumuz anlamına gelmiyor.

Makalenin beni en çok düşündüren cümlelerinden biri, insanın “evrendeki yaşamın koruyucusu” olma sorumluluğundan söz ettiği yerdi. Üstelik yazarlar bu bakışın bizi önce kendi evimiz olan Dünya’ya geri çevirdiğini söylüyorlar: Evren karşısındaki sorumluluğumuz üzerine düşünmek, Dünya’da ne yaptığımızı da yeniden sorgulamamızı gerektirir.⁵

Tam bu noktada şu soruyu soruyor zihnim:

Herhangi bir dış zorunluluk ya da yasa olmadığında da bu sorumluluğu taşıyabilir miyiz?

Bizi durduran bir hukuk kuralı yoksa zarar vermemeyi yine de seçebilir miyiz? Bir şeyi kullanabilecek güce sahip olmamız, onu kullanmaya hakkımız olduğu anlamına gelir mi? Teknolojik olarak yapabiliyor olmak, etik olarak yapmamız gerektiğini gösterir mi?

Bana göre insanın ahlaki sorumluluğu da burada sınanıyor.

Sorumluluk yalnızca yaptırım ihtimali bulunduğunda ortaya çıkıyorsa, henüz etik bir sorumluluğa dönüşmemiş demektir. Kant’ın ödev etiğinin temel ölçütünü hatırlarsak, eylemimizin dayandığı ilkenin aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyip isteyemeyeceğimizi de sormamız gerekir.⁴ Bizi durduran dışsal bir yaptırım olmadığında da zarar vermemeyi seçebiliyor muyuz? Hakiki sorumluluk, karşımızdaki varlığın kendisini bize karşı savunamadığı yerde de ona zarar vermemeyi gerektirmez mi?

Makalenin bizi düşünmeye çağırdığı henüz tanımadığımız olası yaşam biçimleri için de; bu düşünceyi kendi dünyamıza taşıdığımızda, bizden sonra yaşayacak insanlar ve sessiz bir orman için de.

Makaleyi okurken bende giderek güçlenen düşünce şu oldu: Varlığı, birbirinden bağımsız ve yalnızca kullanımımıza açık parçalardan oluşan bir toplam olarak görmek yerine, kendimizin de içinde bulunduğu bir ilişkiler bütünü olarak düşünmek gerekiyor. Bu, makalenin doğrudan ileri sürdüğü metafizik bir tez değil; onun sorumluluk çağrısının bende bıraktığı düşünsel bir iz.

Bir orman yandığında yalnızca “orada” duran ağaçlar yanmaz. Onların içinde ve çevresinde süren yaşam, o yaşamla kurulan ilişkiler ve gelecek ihtimalleri de zarar görür. Bir deniz kirlendiğinde zarar kıyıda kalmaz.

Evrene ilişkin etik bilincimiz, ancak “orada” ve “burada” arasındaki bu yapay mesafeyi sorguladığımızda gelişebilir.

Makalenin sonunda önerilen kozmik gelecek tasavvuru bu nedenle benim için oldukça anlamlı: İnsan, kozmosun sahibi olarak değil, onun içinde sorumlu bir katılımcı olarak hareket etmelidir. Yazarların ifadesiyle astrobiyomerkezcilik, uzayı yalnızca insan yayılımının, stratejik rekabetin veya ticari fırsatların alanı olarak görmek yerine, yaşam barındırma ihtimali taşıyan ve bu nedenle ihtiyat, sınırlılık ve sorumluluk gerektiren bir bağlam olarak düşünmeye çağırıyor.⁵

Belki de meselemiz, evrende ne kadar uzağa gidebileceğimizden önce, oraya nasıl bir insan olarak gideceğimizdir.

Sahip olmak için mi?

Tüketmek için mi?

Korumak, anlamak, sorumlulukla yaşama katılmak için mi?

Ne dünya bize ait bir nesne, ne de evren önümüze serilmiş sınırsız bir mülkiyet alanı.

 

Bizler evrenin sahipleri değiliz. Onun sorumlu birer katılımcılarıyız.

                                            

«La humanidad debe entrar en el cosmos no como propietaria, sino como participante responsable.»⁶

 

 

Teşekkür

Bu yazıya vesile olan makaleden haberdar olmamı sağlayan José Adserias Vistué’ye; çalışmayı kaleme alan Octavio A. Chon-Torres, Jesús Martínez-Frías, Anthony Milligan ve Steven Dick’e, insanın evrendeki yerini yeniden düşünmeye imkân veren bu çalışma ve etik sorumluluk daveti için teşekkür ederim.

Kaynaklar

1. John Lippitt ve C. Stephen Evans, “Søren Kierkegaard”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy, Fall 2024 Edition, ed. Edward N. Zalta ve Uri Nodelman, özellikle “The Spheres of Existence or Stages on Life’s Way”, “The Aesthetic” ve “The Ethical” bölümleri. Stanford maddesi estetik ve etik varoluş arasındaki farkı özellikle bağlılık, seçim, görevler ve yaşam karşısında alınan konum üzerinden ele almaktadır.

2. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Bakara 2/30. Tefsirde insanın yeryüzündeki halifeliğinin “kısıtlı ve sınırlı” olduğu ve yeryüzünün Allah’ın mülkü bulunduğu belirtilmektedir.

3. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Rahmân 55/5–13. Tefsirde mîzan, genel denge ve adalet düşüncesiyle ilişkilendirilmekte; açık biçimde “insanın evrendeki dengeyi koruma sorumluluğu”ndan söz edilmektedir.

4. Immanuel Kant, Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi, çev. İoanna Kuçuradi, Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2018, s. 38. Kant’ın kategorik buyruğunun evrensel yasa formülü, kişinin ancak aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyebileceği maksime göre eylemesini öngörür.

5. Octavio A. Chon-Torres, Jesús Martínez-Frías, Anthony Milligan ve Steven Dick, “Ethical Challenges of Humanity’s Expansion into Space: From Astrobioethics to Astrobiocentrism”, Acta Astronautica, 249 (2026), ss. 1121–1126. DOI: 10.1016/j.actaastro.2026.08.018. Makalede astrobiyoetiğin hukukî, ahlaki ve toplumsal eksenleri astrobiyomerkezci bir yaklaşımın zemini olarak ele alınmakta; insanın evrendeki yaşama karşı koruyucu sorumluluğu ile kozmosun sahibi değil sorumlu katılımcısı olması gerektiği vurgulanmaktadır.

 6. José Francisco Adserias Vistué, “De la astrobioética al astrobiocentrismo: el nuevo artículo de Martínez Frías en Acta Astronautica”, Santiago Ramón y Cajal, 12 Eylül 2026. Adserias Vistué, yazısında Chon-Torres, Martínez-Frías, Milligan ve Dick’in çalışmasının vardığı sonucu, insanlığın kozmosa “sahibi olarak değil, sorumlu bir katılımcı olarak” girmesi gerektiği şeklinde aktarır.



Bu yazı 20 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
NAMAZ VAKİTLERİ
YUKARI