beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Umut Yamantelli

facebook-paylas
Tutunamayan Ciddiyet: Obsession (2025) ve Camp Duyarlılığı
Tarih: 26-07-2026 12:31:00 Güncelleme: 26-07-2026 12:31:00


Curry Barker’ın ilk uzun metrajlı filmi Obsession (2025), bir müzik dükkânı çalışanı olan Bear’ın hikâyesine odaklanıyor. Birlikte çalıştığı çocukluk arkadaşı Nikki’ye duygularını itiraf edemeyen Bear, 1960’lardan kalma gibi görünen One Wish Willow adlı doğaüstü bir oyuncağın dalını kırıp basit bir dilek tutuyor: Nikki’nin onu dünyadaki her şeyden çok sevmesini. Dilek gerçekleşiyor ama Nikki’nin bir anda taşan, tekinsiz sevgisi, romantik bir fanteziyi hızla bir kâbusa çeviriyor. Barker, “ne dilediğine dikkat et” temasından yola çıkarak saplantı, arzu ve rıza ekseninde ilerleyen rahatsız edici bir korku anlatısı kurmaya çalışıyor. Ne var ki, Obsession’ı asıl dikkate değer kılan, anlattığı hikâyeden çok o hikâyeyi izlerken yaşanan dönüşümdür.

Bir filmin en çarpıcı anı çoğu zaman perdenin dışında, seyircinin bakışında yaşanır; Obsession da benim için bunun iyi bir örneği. Filmin iyi mi kötü mü olduğu, komedisinin bilinçli olup olmadığı ikinci plana düşüyor; asıl mesele, sahneleri izleme biçimimin farkında olmadan değişmesi. One Wish Willow’un dalı kırıldıktan sonra filmi giderek kendi parodisi gibi izlemeye başladım.

Korku filmlerinde buna benzer ama daha basit bir şeye alışığız: aynı sahne ikinci kez izlendiğinde daha az korkutur. Burada olansa alışkanlıktan doğan bir körelme değildi. Film beni korkutmaktan vazgeçmedi; ben onu yalnızca korku olarak izlemeyi bıraktım. Aynı jestler, aynı replikler, aynı oyunculuk bu kez bambaşka bir tona bürünmüştü.

Yaşadığım bu dönüşümü en iyi açıklayan kavramlardan biri, Amerikalı yazar Susan Sontag’ın Notes on “Camp” başlıklı denemesinde anlattığı camp duyarlılığı. Sontag’a göre camp, bir nesnenin taşıdığı nitelik değil, ‘dünyayı estetik bir fenomen olarak görmenin bir yolu’dur. Başka bir deyişle, camp filmin içinde değil, ona bakan gözde belirir. Sontag’ın tanımı bana rahatlatıcı geliyor. Yönetmenin niyetine saplanmak yerine, kendi bakışımın nasıl değiştiğini düşünmeme imkân veriyor. Sontag’ın deyişiyle camp, “her şeyi tırnak içinde görmek”tir. Ama o tırnakları açıp kapayan, filmin kendisi değil, ona bakan göz, yani seyircidir.

Bu filmde tırnaklar Nikki’yle açılıyor. Nikki’nin, Willow’un dalı kırıldıktan sonra taşan sevgi gösterileri önce beni rahatsız etti. Ama aynı jestler tekrarlandıkça, ton yükseldikçe ve filmin gerçeklikle kurduğu bağ inceldikçe, kendimi onlara gülerken buldum. Sonradan fark ettim ki Sontag’ın “saf camp’te temel öğe ciddiyettir - başarısız olan bir ciddiyet” derken tarif ettiği şey tam da buydu. Barker’ın mizahı büyük olasılıkla bilinçli; benim tarif ettiğim çöküş komedide değil, filmin korku kayıtlarının ciddiyetinde yaşandı. Obsession’ın inşa ettiği dehşet bütünüyle ciddiydi; ama bu ciddiyet kendi ağırlığını taşıyamadığı ölçüde beni korkutmaktan çok gülümsetir oldu. Üstelik bu gülme alaycı değildi; Sontag da camp beğenisinin kötücül değil cömert olduğunu, tutkulu başarısızlıklarda bir tür başarı bulduğunu söyler. Yine de bu bakış bir şey yapıyordu: Sontag’ın deyişiyle ciddi olanı tahtından indiriyordu.

O andan sonra filmi korku olarak izlemeyi bırakmadım; onu aynı zamanda kendi ciddiyetini taşıyamayan bir performans olarak da görmeye başladım. Bir filmi bir kez tırnak içine aldıktan sonra, onu yeniden tam bir ciddiyetle izlemek kolay olmuyor. Bu da beni tedirgin eden şeydi. Çünkü Obsession hafif bir film olmaya çalışmıyor; bir dilekle satın alınan sevgiye, silinen rızaya ve şefkat kılığına girmiş tahakküme uzanıyor. Gelgelelim, benim için bu ciddiyet bir noktadan sonra çatlamaya başladı. Sontag’ın ‘başarısız olan ciddiyet’ formülü tam bu âna denk düşüyordu. Filmin meseleleri ortadan kalkmıyordu; değişen, benim onlarla kurduğum ilişkiydi. Ciddiyet çöktüğü anda Obsession'ı küçümsemedim; fark ettim ki onu artık camp duyarlılığıyla izliyordum. O yüzden buradaki camp benim için bir alay değil, tutunamayan bir ciddiyete verdiğim ad. Nikki’nin saçtığı dehşete gülerken filmi küçümsemeyiz; filmin kendi ciddiyetini ayakta tutamayışına tanıklık ederiz.

Camp çoğu zaman ‘o kadar kötü ki iyi’ zevkiyle, kötü filme yukarıdan gülmenin hazzıyla karıştırılır. Oysa belki de camp, kötü filmlerin etiketi değildir. Belki bazı filmler, kendi ciddiyetlerini taşıyamadıkları anda seyirciden başka bir bakış talep ederler. Obsession bana bunu düşündürdü. Film değişmedi; değişen, ona bakma biçimimdi. Sontag’ın camp için önerdiği duyarlılık da tam burada anlam kazandı. Çünkü bazen bir filmi anlamanın yolu, onu ciddiye almaktan vazgeçmek değil, ciddiyetinin neden ayakta kalamadığına başka bir gözle bakmaktır.



Bu yazı 68 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
NAMAZ VAKİTLERİ
YUKARI