10 Ağustos’ta, Akademik Odalar Birliği (BAOB) Yerleşkesi’nde “Kemal Türkler 100 Yaşında Fotoğraf Sergisi” açılışındaydım. Türkiye işçi sınıfının tarihsel dönüm noktaları, Kavel’den Saraçhane’ye, DİSK’in kuruluşundan MESS grevlerine uzanan o mücadele dolu yıllar fotoğraflarla bugüne taşınmış.

1960’larda çekilen fotoğrafların birinde, sol alt tarafta bir masa ve üzerinde bir vazo var, çiçekleriyle birlikte. Arkada sıvası hafifçe dökülmüş duvarda belli belirsiz bir çatlak. Kadınların ve erkeklerin yüzlerindeki duygular çeşit çeşit. Erkeklerin çoğu başlarını Kemal Türkler’e çevirmiş, dikkatle onu dinliyor. Kadınlar ön sıralarda birlikte oturuyor. Başları öne eğilmiş, fotoğraf makinası onları tedirgin etmiş ya da utanmış gibi görünüyorlar.
Kadın işçiler arasında birisi, fotoğrafı çekene direkt baktığı için bugün fotoğrafa bakanla göz göze geliyor. Objektife bakmak, sanıldığı kadar kolay bir şey değildir; insanda saklayamadığı bir çekingenlik, gerginlik ya da yapay bir duruş yaratabilir. Hele ki 1960’ların Türkiye’sinde, fabrikada çalışan genç bir kadın işçiyseniz, kameranın merceğine o bakışı yerleştirmek çok daha zordur. Bir kurgu yaratmak niyetinde olmasam da zihnimde sorular beliriyor: Kaç yaşındaydı? Kaç yıldır çalışıyordu? Diğer yüzlerdeki duyguları biraz olsun betimleyebiliyorken ondaki bakışı neden bir yere koyamıyorum? Teknik olmak pahasına fotoğrafın tam ortasında olsaydı yüzü, fotoğraf nasıl olurdu diye düşünüyorum.
Duvardaki çatlak, masadaki vazo ve genç işçi kadının objektife bakışı zihnimde Roland Barthes alıntısı ile asılı kalıyor: “Çabalarım bana acı veriyorsa, şiddetli bir keder içindeysem, bunun nedeni bazen biraz daha yaklaşmış ve yanıyor olmamdır: ben bazı fotoğraflarda hakikatin yüz hatlarını algıladığıma inanıyorum. Bir fotoğrafta “bir benzerliğe” hükmettiğimde olan işte budur. Yine de üzerinde biraz daha düşündükten sonra kendime sormam gereken soru şudur: Kim, ne gibi? Benzerlik bir uymadır, ama neye?”