Evliliği, geleneksel çatışma ve kurban ilişkisinin ötesinde iki bağımsız yaratıcı karakterin özgürlüğüne yazılmış şiirsel bir güzelleme ve "yeni bir aşk sanatı" olarak düşünmek mümkün mü?
.jpg)
Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik, Fransız psikanalist, felsefeci ve yazar Julia Kristeva ile yazar/eleştirmen Philippe Sollers’ın birlikte kaleme aldığı bir söyleşi kitabı. Fransızca orijinalı Du mariage considéré comme un des beaux-arts olan eser, Türkiye'de Yapı Kredi Yayınları tarafından Aysel Bora çevirisiyle yayımlandı. Kitap, edebiyat ve felsefe dünyasının bu iki ikonik figürünün elli yılı aşan birlikteliklerinden hareketle aşkı, bağımsızlığı, bireyselliği ve evlilik kurumunu ele alıyor.
Kitabın isminde, Thomas de Quincey’nin ünlü Viktorya dönemi hicvi "Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet" (On Murder Considered as One of the Fine Arts) ve Michel Leiris'in Bir Boğa Güreşi Olarak Edebiyat eserlerine ironik bir gönderme yapılmış. Hem Kristeva hem de Sollers, geleneksel evlilik anlayışındaki taraflardan birinin erimesi veya "tek bir vücut olma" ilüzyonuna karşı çıkıyor; Sollers, ikiliyi tek bir potada eriten "çift" kelimesini sevmediğini, evliliğin birbirinin ötekiliğini ve özgürlüğünü tam kabul etmekten geçtiğini vurguluyor. Dolayısıyla kitap, evliliği muhafazakar bir kurum ya da mülkiyet ilişkisi olarak değil; iki ayrı kişinin birbirinin ötekiliğine, özgürlüğüne ve diline saygı duyarak yürüttüğü düşünsel, estetik ve yaşayan bir diyalog süreci olarak ele alıyor.
Çift; farklı şehirlerde veya alanlarda kendi üretkenliklerini korurken, zihinsel, duygusal ve tutkulu bağı nasıl canlı tuttuklarını tartışır. Evlilik, iki ayrı bireyin birbirinin bağımsızlığını kısıtlamadan yürüttüğü sürekli bir diyalog ve yaratım süreci olarak ele alınır. Aşktan bahsederken sadece kişisel anılarına değil; Freud'dan Hölderlin'e, psikanalizden edebiyat tarihine uzanan disiplinlerarası bir zeminde konuşurlar.
Kitapta eleştirilen muhafazakar evlilik ve ona bağlı mülkiyet ilişkisi, Türkiye'de iktidar tarafından bir nüfus politikası olarak kullanılırken aklıma şu soru geliyor: kişiler, içinde oldukları toplumsal koşullardan ayrı bir evlilik tahayyülü oluşturabilirler mi? (Kitapta olduğu gibi.) Oluştururlarsa bu yaşama nasıl etki eder? Uzun yıllardır evli olanlar, evlilikten katiyen uzak duranlar ve yelpazede kimler varsa artık, acaba bu konuda neler düşünürler?