“Bosna topraklarında hep aynı yerde uçuşan mavi kelebekler fark edildi.
Bilim insanları araştırdı.
Kelebeklerin yoğunlaştığı bölgelerde toprak kazıldığında,
altından toplu mezarlar çıktı…
Mavi kelebekler, toprağın hafızası olmuştu.
Sessizliğin üzerine uçan tanıklar gibi…”
İki dil konuşulan evlerde büyüyenler bilirler, çocuklar ya da dili bilmeyenler anlamasın istendiğinde diğer dil konuşulur. Diğer dil çoğunlukla ana dildir. Ben de böyle bir evde büyüdüm ve ne zaman Boşnakça konuşulsa, duymam istenmeyene kulak kesildim.
Yarın Srebrenitsa Soykırımı’nın yıl dönümü. Katliamların, korkunç olayların, savaşların ama aynı zamanda zaferlerin, kutlanılacak kimi şeylerin yıl dönümleri yıllık ajandalarımızı doldurur. Bu bana, bir yandan hafızayı diri tutmak gibi gelirken bir yandan da iki yüzlülük gibi geliyor. Hayatın çelişkilerden oluşması olağan olduğuna göre yıldönümlerinin sancılarını benzer duygular ve düşüncelerle karşılayanlar için yazıyorum bu yazıyı.
Yıllar önce bir kitap okudum ve hafızamın diplerine çökmüş pek çok Boşnakça kelime yüzeye çıktı. Ana dilini tam bilmeyenler bunu anlayacaktır. Seslerin duygusu vardır ama kelimeler yoktur. Çocuğun dil öncesi döneminde nasılsa sesleri kelimelerin, bu kişiler için de yaşamlarının belli parçaları öyle kalır her zaman.
Kitabın adı Sessizliğin Gürültüsü (Bosna’ya Yolculuk). Çağdaş edebiyatın cesur kalemi Juli Zeh, kitabında, 2001 yılında, savaşın sıcaklığı henüz coğrafyanın üzerinden çekilmemişken köpeğiyle yollara düşmüş, kurguyu adım adım en büyük yüzleşmeye; Srebrenitsa’ya doğru büyütmüştür. Yazar için bu yolculuk, aslında Avrupa’nın göbeğindeki o devasa utanç noktasına yapılan bir vicdan yürüyüşüdür.
Zeh, kitabın ilk bölümlerinde Saraybosna Kuşatması'nın izlerini, Mostar’ın bölünmüşlüğünü ve yerel halkın gündelik hayatta savaşı nasıl taşıdığını inceler. Ancak metnin asıl edebi ve politik ağırlığı, yazarın rotayı bilerek sonlara sakladığı Sırp bölgesine ve Srebrenitsa’ya çevirmesiyle başlar.
Kitabın bu son bölümleri, okuyucu için adeta bir klostrofobi alanına dönüşür. Srebrenitsa’ya doğru yaklaştıkça havadaki o tekinsiz sessizlik yoğunlaşır. Zeh, katliamın yaşandığı topraklara ayak bastığında sadece binalardaki kurşun deliklerini değil; uluslararası toplumun, BM askerlerinin ve modern dünyanın gözleri önünde gerçekleşen o büyük trajedinin geride bıraktığı kolektif suçluluk duygusunu ve inkârı inceler.
Kitaba adını veren o "gürültülü sessizlik" metaforu, en net karşılığını Srebrenitsa sokaklarında ve toplu mezarların yakınlarında bulur. Savaş fiziken bitmiştir, imzalar atılmıştır fakat katliamın hayaletleri hâlâ o topraklarda gezinmektedir. Zeh, bölgedeki sessizliğin huzurlu bir barıştan değil; konuşulamayan acılardan, bastırılmış öfkelerden ve insanlığın dilsizleştiği o korkunç hafızadan kaynaklandığını derinlikli bir biçimde aktarır. Bir hukukçu gözüyle, adaletin yerini bulmadığı bir coğrafyada "barış" kelimesinin ne kadar eğreti durduğunu bir kez daha açığa çıkarır.
Juli Zeh’in Srebrenitsa’yı kitabın tepe noktası ve kapanışı olarak seçmesi tesadüf değildir. Yazar, batılı bir entelektüel olarak kendi dünyasının ikiyüzlülüğünü tam da bu katliamın gölgesinde sorgular. Sessizliğin Gürültüsü, okuyucuyu konfor alanından çıkarıp Srebrenitsa'nın o sessiz ama çığlık çığlığa haykıran hafızasıyla baş başa bırakan sarsıcı bir yüzleşme metnidir.

| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|