|
Tweet |
Metinde, Türkiye’deki toplumsal hafızada yer eden "faili meçhul" kavramı yeniden tanımlanıyor. Yazar, sıradan insanların hayatını etkileyen haksızlıkların faillerinin aslında gizli olmadığını, aksine küresel kapitalist sistemin ta kendisi olduğunu vurguluyor.
Makalede, kamuoyunu derinden sarsan olayların ardından yetkililerce yapılan rutin açıklamalara eleştiri getiriliyor. Haber bültenlerinde sıkça duyulan "Olay hakkında soruşturma başlatıldı", "Bilirkişi raporu bekleniyor" veya "Valilikten basın açıklaması" gibi kalıplaşmış ifadelerin, sadece kurbanların isimleri değişirken baki kaldığı ifade ediliyor.
Yazar Elif Ergin, bu durumu şu çarpıcı ifadelerle özetliyor:
"Neredeyse her gün haberlerde yer alan, kamuoyunun gündemine gelen olaylara ilişkin ezbere sayabileceğimiz cümleler bunlar. Sadece başlıklar, işten atılanlar, yaralananlar ve ölenler değişiyor; aynı cümlelerle ifade edilen bu olaylar hayatımızın tam ortasında yaşanıyor."
Metinde, adalete erişimin önündeki engeller ve sorumluların hesap vermekten kaçabilmesi mecazi bir "sis bulutu"na benzetiliyor. Ancak yazar, bu sisin kimyasal değil, rejimsel ve toplumsal bir bileşeni olduğunu savunuyor.
Emeğin sömürülmesi ve ekonomik güvencesizliğin artmasıyla bu sisin daha da koyulaştığını aktaran Ergin, adalet arayışında yaşanan bürokratik gecikmeleri iş hukuku üzerinden örneklendiriyor: Ekmek ve Gül’deki analize göre, haksız gerekçelerle işten çıkarılan (Kod 46) bir kadın işçinin haklılığı yıllar sonra mahkeme kararıyla tescillense bile, bu süreçte diğer işçilerin benzer akıbetlere uğramamak adına güvencesiz koşullara boyun eğmek zorunda kalması sistemin asıl başarısı olarak görülüyor. Yazıda bu durum, fabrikaların önünde yankılanan "Bu yasalar bir tek Fatmalara mı işliyor?" sorusuyla somutlaştırılıyor.
Yazının en dikkat çekici pencerelerinden biri de yerel sorunlar ile küresel politikalar arasında kurulan bağ oluyor. Temmuz 2026'da Türkiye’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne atıfta bulunulan makalede, küresel güçlerin savaşlara "istikrar operasyonu", silahlanmaya "caydırıcılık" demesi ile fabrikalardaki ölümlere "kaza", kadın cinayetlerine ise "münferit olay" denmesi arasında yapısal bir benzerlik kuruluyor.
Ankara’daki zirve öncesi yapılan hazırlıklar üzerinden yerel bir tezatlığa dikkat çeken Ergin, şu eleştiriyi yöneltiyor:
"Ankara OSTİM'de yaralanan, ölen MESEM'li (Mesleki Eğitim Merkezi) gençler daha iyi koşullarda yaşasın, okusun, çalışsın diye harcanmayan paraların aynı kentte NATO güzergahlarında boya badanaya harcanması... Dünya meşhurlarının güvenliği ve göz zevkleri için gösterilen bu hızlı özenin, her gün iş cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde, çocukların istismarında ve emek sömürüsünde bahsinin dahi geçmemesi..."
Ekmek ve Gül dergisinin Temmuz sayısı dosyası; etkin soruşturulmayan ihmallerden kadın cinayeti dosyalarına, güvencesiz çalışma yaşamından savaş politikalarına kadar geniş bir çerçevede "Bizim failimiz gerçekten kim?" sorusunun izini sürüyor. Makale, yaşanan tüm bu toplumsal trajedilerin ve sömürünün sorumlularının meçhul değil, kapitalist sistem ve onun koruyucu mekanizmaları nedeniyle "çok meşhur" olduğunu belirterek son buluyor.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|