|
Tweet |
Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Emek Araştırmaları Derneği’nin “Türkiye’de İş Teftişi: Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen Sömürü” başlıklı raporunda yer alan verileri Meclis gündemine taşıdı.
Bayhan ve Karaca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a “İşyerlerinin neredeyse tamamının denetlenmediği bu tablo patronlara fiili bir teftiş muafiyeti tanındığını göstermiyor mu?” diye sordu.
Emek Araştırmaları Derneği’nin “Türkiye’de İş Teftişi: Denetlenmeyen Sermaye, Dizginlenmeyen Sömürü” başlıklı araştırma raporunun, Türkiye’de iş teftişi sisteminin işçileri koruyan kamusal bir denetim mekanizması olmaktan büyük ölçüde çıkarıldığını; patronların hak ihlallerini önlemek yerine, bu ihlallerin fiilen cezasız kalmasına zemin hazırlayan bir yapıya dönüştürüldüğünü ortaya koyduğu ifade edilen önergede; “Türkiye’de iş teftişi alanındaki en çarpıcı göstergelerden biri iş müfettişi sayısındaki yetersizliktir. Rapora göre Türkiye’de 100 bin çalışana yalnızca 2,8 iş müfettişi düşmektedir. Müfettiş başına düşen kayıtlı işyeri sayısı Bulgaristan’da 550, Portekiz’de 717, Malezya’da 1.345 iken Türkiye’de 2.445’e çıkmaktadır. Bu veri, patronlara yalnızca vergi, teşvik, destek ve muafiyetler değil; işçi haklarını ihlal ettiklerinde yakalanmama ve cezalandırılmama anlamına gelen fiili bir “teftiş muafiyeti” de sağlandığını göstermektedir” denildi.
Rapora göre 2024’te işyerlerinin yaklaşık yüzde 99,7’sinin işçi sağlığı ve güvenliği yönünden, yaklaşık yüzde 99,8’inin ise işin yürütümü yönünden denetlenmediğini gösterdiğine işaret edilen önergede; “Bu oranlar, Türkiye’de teftiş edilmeyen işyerlerinin istisna değil kural olduğunu göstermektedir. Bu durumun işçi sınıfı açısından sonucu açıktır: İşçiler, çalışma yaşamında haklarını ihlal eden patronlar karşısında büyük ölçüde yalnız bırakılmaktadır. Ücretlerin eksik veya geç ödenmesi, fazla mesai ücretlerinin gasp edilmesi, sigortasız çalışma, yıllık izin hakkının kullandırılmaması, kayıt dışı istihdam, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması, sendikal baskı ve işten atma gibi ihlaller denetim yokluğu nedeniyle yaygınlaşmaktadır. Teftiş sisteminin bu ölçüde zayıflatılması, iş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının, ağır ve tehlikeli çalışma koşullarının ve ücret gasplarının zeminini oluşturmaktadır” ifadelerine yer verildi.
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli hususun ise 2011’den itibaren hayata geçirilen “programlı/proaktif teftiş” stratejisi olduğu vurgulanan önergede şu bilgilere yer verildi; “Bu strateji kapsamında teftişlerin “ihtiyaca göre işveren veya işveren vekiline haber verilerek” yapılması, teftiş sırasında noksanlık ve aykırılık tespit edilmesi halinde doğrudan idari para cezası uygulanması yerine teftişe ara verilerek işverene süre tanınması, bu süre boyunca eğitim, iletişim ve bilgilendirme faaliyetlerine ağırlık verilmesi öne çıkarılmaktadır. Bu yaklaşım, işçilerin haklarını korumaya yönelik caydırıcı ve bağımsız bir denetim mekanizması değil; patronlara eksikliklerini toparlama, ihlalleri görünmez kılma ve yaptırımdan kaçınma olanağı sağlayan bir “nazik teftiş” anlayışıdır. İşçi sağlığı ve güvenliği ihlalleri, kayıt dışı istihdam, fazla mesai gaspları, çocuk işçiliği, gece çalışması ihlalleri veya sendikal baskılar gibi birçok konuda gerçek durumun saptanabilmesi için denetimin habersiz, bağımsız ve etkili biçimde yürütülmesi gerekir. Bu nedenle haberli teftiş uygulaması, işçilerin yaşamını ve haklarını değil, patronların denetimden kaçınma olanaklarını korumaktadır.”
Raporda üzerinde durulan bir başka temel sorunun, ceza yerine süre verilmesi uygulaması olduğu vurgulanan önergede; “Kadın işçilerin emzirme hakkının engellenmesi, çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması, gece ve gündüz postalarının mevzuata aykırı düzenlenmesi, ara dinlenme haklarının gasp edilmesi gibi ağır ihlallerde dahi süre verilebilmesinin skandal niteliğinde olduğu belirtilmektedir. İşçinin hakkı gasp edilmişse, işçinin sağlığı veya yaşamı tehlikeye atılmışsa, ortada yalnızca giderilmesi gereken bir “noksanlık” değil, yaptırıma bağlanması gereken bir hak ihlali vardır. Buna rağmen işverene süre verilmesi, patronlar açısından fiili bir af mekanizmasına dönüşmektedir” denildi.
Ortaya çıkan tablonun Türkiye’de iş teftişi sisteminin işçi haklarını korumaktan uzaklaştığını; iş cinayetleri, meslek hastalıkları, ücret gaspları, kayıt dışı çalışma, fazla mesai sömürüsü, çocuk işçilik, sendikal baskı ve güvencesiz istihdam gibi sorunların yaygınlaşmasına zemin hazırladığını gösterdiği vurgulanan önergede; “İşyerlerinin neredeyse tamamının denetim dışında kaldığı, müfettiş sayısının düşük tutulduğu, teftişlerin haberli yapıldığı, ceza yerine süre verildiği, küçük işyerlerinin ve güvencesizliğin yoğunlaştığı sektörlerin denetim dışı bırakıldığı, işçilerin şikâyetlerinin ise etkin teftiş süreçleri yerine bürokratik veya arabuluculuk mekanizmalarına havale edildiği bir düzende, çalışma yaşamında kamusal denetimden söz etmek mümkün değildir” ifadelerine yer verildi.
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Takım | O | G | M | B | A | Y | P | AV |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|
| Tarih | Ev Sahibi | Sonuç | Konuk Takım |
|---|