İran'ın En Büyük Gücü: Köklü ve Çoğul Sosyoloji
Şükrü Aslan'ın BirGün Gazetesi'ndeki yazısına göre, ABD ve İsrail saldırganlığına karşı direnen İran’ın arkasındaki esas güç, yapay iskân politikalarıyla değil, tarihsel süreçte kendiliğinden oluşmuş yerli ve çoğulcu toplumsal yapısıdır. Ülkede nüfusun yüzde 51'ini Farslar oluştururken, geri kalan dilsel ve etnik yapıyı yüzde 27 Azeri, yüzde 10 Kürt, yüzde 6 Lur, yüzde 2 Beluci, yüzde 2 Arap ve yüzde 2 Kaşkay Türkleri paylaşıyor. Resmi dilin Farsça olmasına rağmen diğer yerel dillerin de okullarda öğretildiğini aktaran yazar, Şii Müslüman çoğunluğun yanı sıra Zerdüştler, Hristiyanlar, Yahudiler ve Bahailer gibi inanç gruplarının da parlamento düzeyinde temsil edildiğini hatırlatıyor.
Tarihsel Dönüşümler ve Muhalefetin Bastırılması
Makalede, İran sosyolojisinin önemli bir damarını oluşturan Kürtlerin tarihsel geçmişine ve 1945 yılında kurulan kısa ömürlü Mahabad Kürt Cumhuriyeti deneyimine de değiniliyor. Modernleşme sancıları çeken İran'da batılı yaşam tarzının, sosyalist hareketlerin ve kadın mücadelesinin yükseldiğini belirten Aslan, tekçi rejimlerin bu çoğulcu yapıyı kucaklamak yerine baskıyla tasfiye etmeye çalışmasının 1979 İslam Devrimi'ne giden yolu açtığını ifade ediyor.
Humeyni döneminde çoğul toplumsal dokunun korunacağına dair vaatler verilmesine rağmen, yeni rejimin iktidara yerleştikten sonra Kürtler ve sosyalistler başta olmak üzere tüm muhalif yapıları hedef aldığı ve adeta bitirdiği yazıda yer bulan eleştiriler arasında.
Şükrü Aslan, son dönemde ABD ve İsrail’in üstün askeri teknolojilerle İran'ın bu toplumsal yapısına karşı yeni bir muharebe başlattığına dikkat çekiyor. Tarihsel tecrübelerin askeri üstünlüğün sosyolojik direnç karşısında çaresiz kaldığını gösterdiğini belirten yazar, Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran zaferi sonrasındaki yerel aidiyet iklimine atıfta bulunarak, toprakların gerçek sahibinin o coğrafyada yaşamaya devam eden toplumsal damarlar olduğunu vurguluyor. Makale, askeri harekatlar ne kadar büyük olursa olsun, sosyolojiye karşı açılan savaşların asla mutlak bir zaferle sonuçlanamayacağı teziyle noktalanıyor.