Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Evrensel Gazetesi'ndeki köşe yazısında:
"Örgütsüz, dağınık, kendi kolektif gücüne yabancılaşmış; kendi sözünü ve inisiyatifini kurmayan, iradesini kendi ellerine alamayan bir toplum. Bu da mücadele moral ve motivasyonunu hayatın devam ettiği ve her gün yeniden üretildiği yerde, kendisinin ve birlikte hareket ettiği en yakın çevresinin, iş yerinin, mahallesinin, okulunun içinde emek verilerek kurulacak örgütlülükte değil, hep yukarıda bir yerlerde ya da bir kişide, bir olayda, parlayan bir tekil mücadele kazanımında görmeye neden oluyor." dedi.
Türkiye’de ana muhalefetin siyasal mücadele hattı uzun zamandır önemli ölçüde “çağrı siyaseti”ne sıkıştırılmış durumda olduğunu, halkın tüm bu olan bitenlere karşı siyasetteki rolü çoğu zaman “çağrıldığında gelen”, uygun görüldüğünde geri çekilen ve işi yine “siyasetçilere, vekillere, genel başkanlara” bırakacak olan bir toplumsal destek gücü olarak görüldüğünü belirten Karaca, böyle görülmüyorsa dahi, “Çağırdığımızda gelin” sözü bunu işaret ediyor diyerek, meseleyi iki kutuplu okumaktan başka yolların da olduğunu gösteriyor.
"İhtiyaç duyulan şey, halkı edilgen bir destek unsuru olarak ele almayan, işçi ve emekçileri mücadelenin asli kurucu gücü olarak gören; birleşik, örgütlü ve her mücadele kesiminin kendisini içinde ve karar verici hissedebildiği, böyle tutum alabilme imkanlarının olduğu bir toplumsal mücadele hattının güçlenmesidir. Tek adam rejiminin saldırılarını geriletecek olan, “Çağrı gelince harekete geçen” bir “toplumsal enerji” değil; kendi gücüne dayanan, kendi sözünü kuran, kendi örgütlülüğünü büyüten halk hareketidir. Eyleminin yerini, biçimini, mücadelesinin araçlarını kendi belirleyecek, her alana genişleyecek ve sürekliliğinin garantisi halkın kendisi olacak bir eylem hali, direniş hali."