Małgorzata Oliwia Sobczak’ın popüler polisiye roman üçlemesinden uyarlanan ve Kötülüğün Rengi: Kırmızı filminin devamı niteliğini taşıyan "Kötülüğün Rengi: Siyah", Adrian Panek yönetmenliğinde ve senaristliğinde izleyiciyle buluşuyor. Film, odağını kıyı şeridinden Polonya'nın Kaşubya bölgesindeki iç kesimlere taşıyarak alışılagelmiş katil avı şablonunu kolektif bir suskunluğun anatomisine dönüştürüyor.
Sakin ve herkesin birbirini tanıdığı küçük bir Kaşubya kasabasında genç bir çocuğun kaybolmasıyla başlayan süreç, kasabaya yeni atanan savcı Leopold Bilski’yi geçmişteki eski bir kayıp vakasıyla günümüzdeki olay arasındaki bağı çözmeye itiyor. Ancak soruşturma ilerledikçe asıl meselenin sadece kayıp bir çocuğu bulmak değil, kasaba halkının nesillerdir sürdürdüğü "soru sormama ve susma" anlaşmasını aşmak olduğu ortaya çıkıyor. İlk filmdeki kıyı noir'i atmosferi, bu yapımda yerini alçak gökyüzü, eski evler ve yerel efsanelerle örülü bir köy gotiği dokusuna bırakıyor.
Filmin oyuncu kadrosunda ve karakter dinamiklerinde öne çıkan isimler anlatıyı şekillendiriyor. İlk filmdeki mesafeli tavrını sürdüren Leopold Bilski (Jakub Gierszał), kasaba halkının dışarıdan gelen bir savcıyı "geçip gidecek bir hava durumu" gibi görmesine rağmen kımıltısızlığı ve kararlılığıyla soruşturmayı yürütüyor. İlk ciddi davasını üstlenen savcı yardımcısı Ania Górska (Marianna Zydek) ise 13 yaşındaki kayıp kızı "evden kaçmış" sayarak olayı kapatmak isteyen topluluğa karşı kurumsal bir direnç gösteriyor. Kadroda yer alan Andrzej Chyra, Robert Gonera, Zdzisław Wardejn, Beata Ścibakówna, Piotr Żurawski ve Adam Bobik gibi isimler de kasabanın kasvetli ve tekinsiz yapısını tamamlayan rolleri üstleniyor.
Yapımın en güçlü yanı, suçu tek bir faile indirgemek yerine, bütün bir kasabanın itibarını korumak adına suçları gömmesini ve miras kalan toplumsal suskunluğu merkeze alması oluyor. Bununla birlikte Kaşubya bölgesinin kendine has dili, folkloru ve efsanelerinin adli bilimle harmanlanması anlatıya özgün bir atmosfer kazandırıyor.
Öte yandan film çeşitli eleştiriler de alıyor. İlk filmin soğuk, analitik ve adli tıp odaklı ayakları yere basan suç matematiğine kıyasla, bu devam filminde Savcı Bilski'nin motivasyonunun daha belirsiz kaldığı ve senaryonun zaman zaman zorlama tesadüflere dayandığı ifade ediliyor. Olay kurgusu karmaşıklaştıkça filmin ritminin kesintiye uğradığı, karakterlerin geçmişte yaşananları uzun açıklamalarla aktarmak zorunda kaldığı ve duygusal derinliğin zaman zaman eksik hissettirdiği öne sürülüyor.
.jpg)