Özer, mesleğin doğası gereği yaşanan sürekli stres döngüsünün ve hak kayıplarının gazetecilerin sağlığını doğrudan tehdit ettiğine dikkat çekti.
Sultan Özer, gazeteciliğin zamanla yarışılan bir meslek olduğunu vurgulayarak son dakika haberleri, editoryal rekabet, iş güvencesizliği, düşük ücretler ve uzun çalışma saatlerinin ciddi bir yıpranma yarattığını belirtti. Yazısında 10 Ekim Katliamı ve YÖK protestoları gibi zorlu sahalarda yaşanan tanıklıklara değinen Özer, haber takibi sırasında maruz kalınan gaz bombası, şiddet ve travmatik olayların gazeteciler üzerinde bıraktığı derin izleri aktardı.
Basın Kartı Şartı Yıpranma Hakkını Gasp Ediyor
Köşe yazısında gazetecilerin sosyal haklarına ve yıpranma hakkı mücadelesine de geniş yer veren Özer, 2008 yılındaki Sosyal Güvenlik Yasası düzenlemeleriyle kaldırılan yıpranma hakkının daha sonra geri getirildiğini, ancak bu hakkın İletişim Başkanlığı tarafından verilen "basın kartı" şartına bağlandığını ifade etti. Özer, keyfi basın kartı iptalleri ve verilmeyen kartlar nedeniyle sahada aktif olarak çalışan ve her türlü riski göğüsleyen birçok muhabirin bu haktan mahrum bırakıldığını vurguladı.
Yazısını basına yönelik yargı baskısı, akreditasyon engelleri, Meclis koridorlarındaki tacizler ve görev başında ya da haberleri nedeniyle katledilen Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Abdi İpekçi gibi gazetecileri anarak tamamlayan Özer, gazetecilerin sadece fiziksel saldırılarla değil, her gün adım adım yıpratılarak hayattan koparıldığına dikkat çekti.