Çalışandan emekliye, esraftan işverene kadar herkesin derin bir ekonomik sıkışmışlık içinde bulunduğuna dikkat çeken Öztürk, vatandaşların artık iyi yaşamayı değil ay sonunu nasıl getireceğini düşündüğünü vurguladı. Temel ihtiyaç maddelerindeki maliyet artışları nedeniyle emeklilerin ve ailelerin harcamalarını sürekli ertelemek zorunda kaldığı ifade edildi.
Devletin alacağını tahsil etme konusunda haciz ve icra mekanizmalarını vatandaşa karşı son derece güçlü bir şekilde çalıştırdığı belirtildi. Buna karşın kamu kaynaklarının harcanmasında aynı kararlılık, denetim ve şeffaflığın gösterilmemesinin toplumdaki adalet duygusunu derinden yaraladığı aktarıldı.
Yoksulluk kadar sistem karşısındaki çaresizlik hissinin de insanları yıprattığına değinen Öztürk, halkın sadaka değil insanca yaşam, liyakat ve eşitlik talep ettiğini ifade etti. Vatandaşa sürekli ödeme yükümlülüğü çıkarılan bir sistemde, kamu yönetiminin de harcamalar konusunda hesap verme sorumluluğu bulunduğunun altı çizildi.
Sorunların çözümü için adil vergi sistemi, şeffaf kamu harcamaları ve liyakata dayalı bir yönetim anlayışının şart olduğu kaydedildi. Öztürk, ayrıcalıklı kesimlerin imkânlardan yararlandığı, yükün ise milyonlara yıkıldığı bu yapının sürdürülemez olduğunu vurgulayarak Türkiye'nin ihtiyacının yeni ayrıcalıklar değil, gerçek bir adalet anlayışı olduğunu dile getirdi