O önden, biz arkadan; o uçtu, biz peşinden sürdük arabamızı… Yol bozuktu. Gidiş hızımızı o ayarlıyordu. Kampın yakınlarına kadar kılavuzluğumuzu yaptı.Kampın ve Eşref’in kutsal gizemi…
*
O ses geldi: Kampın coşkulu hüzünlü yüreğini sızlattı. “Dost dost diye nicesine sarıldım…”, “Bir dost bulamadım gün akşam oldu…” Öyle kolay bulunamıyor gerçekten de. Kurulamıyor ya da ömrü uzun olmuyor. Dosta düşman öyle çok ki dostluğa düşmanlık… Buluşmalar da… Üstelik her buluşmada herkesin beyaz saçlarının, yüzündeki çizgilerin, bakışlarındaki deneyimli ürkekliğin sayısı artmış oluyordu. Bütün bunları bildiği halde yeniden ve bir kez daha şenlendi kamp. Sevdiği yanındaydı. İyi ki yanındaydı o sesin. Yoksa kampın yanıp yıkılmasına neden olabilirdi.
*
Eşref’in gözlerinde hâlâ o gemiler… Hâlâ İstanbul, hâlâ Sarı Lale… Eşref yalnızdı.
“Neyse ki siz varsınız sevgili dostlarım…” dese de…
*
Eşrefsiz böyle bir kamp yoktu zaten oralarda ve hiçbir yerde. Şimdi de onsuz olmazdı. O ses de olmazdı. Bizim yüreğimiz de… Sevdiklerimizin bir yanağı olurdu yalnızca yanımızda, bir yanağını öpebilirdik onların. Eşref İstanbul’dan gelmeliydi.
“İstanbul’u da getir dostum. Gemilerini, çoook eskilerde kalan beyaz nilüferlerini, sarı lalelerini de…”
Yoksa onbeş yıllık tatlı serüven öksüz kalacak(tı).
*
Kumsalın üstünde çiçek kalmamıştı. Acı acı yakan gri dikenler sarmıştı her yanı. Eşref’in böcekleri harıl harıl çalışıyordu. İnsan ya da hayvan gübürü buluyor, yuvarlaya yuvarlaya götürüp uygun gördükleri bir yere gömüyor, içine yumurtalarını bırakıp üstünü kapatıyorlardı. Yani yaz geçiyordu.
Eşref bir gidip bir geliyordu. Hüzünlü ve yorgun görünüyordu.
Dervişlerden bir sevgili hastalandı. Hem de çok ağır… Seyrek görüşebiliyorlardı çünkü. Özlemek tehlikeli oluyordu bu yüzden. Özlemle kucaklaşmak hasta ediyordu. Her biri bir uzaktaydı… O uzaklıklar yakın edilirken bir başka türlü yaşanıyordu anlar.
Kavuşma yıkıcı olmuştu kısacası.
Derin sarsılmalarla titriyordu sevgili. Kış soğuklarında sevdalanıp direniyor, yumulup açılıyor, terden sırılsıklam oluyor, titrerken sevdiğinin sarılmasını çözecek kadar sarsılıyor, sarsılarak seviyordu.
*
Böylesi büyük direnişler:Sevgiyle olabilir ancak. Bedeninin bin yerinden gelen ağrıyı, sancıyı, sızıyı yüreğiyle karşılıyor; her şeyin bir gün içinde yüzgeri dönmesine izin vermiyordu. Bu kampın bugüne dair serüveni decoşkuyla tamamlanmalıydı.
*
İki büyük sevdanın konağı iki sevdalı yüreğin karşısında dağlar bile eridi…