Türkiye’de yaz mevsimi denildiğinde akla gelen geleneksel termometre değerleri, iklim değişikliğinin insan biyolojisi üzerindeki gerçek baskısını açıklamakta artık yetersiz kalıyor. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı tarafından yürütülen ve geçtiğimiz hafta Theoretical and Applied Climatology dergisinde yayımlanan araştırma, Türkiye’nin coğrafi çeşitliliğinin ısı stresini nasıl bir "bölgesel güvenlik sorunu" haline getirdiğini verilerle.
Şanlıurfa’daki 38 derecelik kuru sıcağın Rize’deki 30 derecelik nemli hava ile neden aynı fizyolojik yıkıma yol açmadığını bilimsel bir zemine oturtan çalışma; "hissedilen sıcaklık" gibi muğlak ifadelerin ötesine geçerek, Evrensel Termal İklim İndeksi (UTCI) verilerini merkeze alıyor. Sıcaklık, nem, rüzgâr ve ışımanın birleşik etkisini analiz eden bu çalışma, Türkiye’nin ısı stresine karşı her bölgeye özel "terzi usulü" savunma stratejileri geliştirmesinin bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.
Yapay zeka 75 yıllık veriyi nasıl "çözümledi"?
Geleneksel meteorolojik tahminlerin sunduğu ham veriler, iklim krizinin karmaşık dinamiklerini anlamada genellikle yüzeysel kalırken Yavaşlı’nın araştırması ile veri bilimi, görünmez riskleri somutlaştıran stratejik bir büyüteç görevi gördü. Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi (ECMWF) verilerinden yararlanılarak kurgulanan modelleme, 1950 ile 2025 yılları arasındaki 75 yıllık süreci, her saati kapsayacak şekilde yüksek çözünürlükle analiz etti.
Çalışma teknik olarak, Açıklanabilir Yapay Zeka (XAI) ve özellikle SHAP (Shapley Additive Explanations) yöntemini kullanıyor. SHAP algoritması, yapay zekanın yalnızca bir ısı tahmini üretmesini değil, bu tahmine varırken hangi değişkenin (rüzgâr mı, nem mi yoksa ışıma mı) ne oranda "oy kullandığını" açıklamasını sağladı. Örneğin model, Urfa'daki ısı stresinin nedenini "nem eksikliği" olarak kodlarken, İstanbul için "rüzgâr kaybı" olarak teşhis edebiliyor. Analizlerde kullanılan UTCI ölçeği, ısı stresini şu kritik eşiklere ayırmaktadır:
| UTCI Değeri (°C) |
Isı Stresi Sınıflandırması |
| 26 - 32 |
Orta |
| 32 - 38 |
Kuvvetli |
| 38 - 46 |
Çok Kuvvetli |
| > 46 |
Ekstrem |
Bu teknolojik analizin Türkiye özelinde ortaya koyduğu coğrafi kırılımlar, ülkenin birbirine benzemeyen üç farklı ısı rejimi tarafından yönetildiğini belgeliyor.
Türkiye’nin üç farklı isı rejimi
Isı stresiyle mücadelede tek tip bir ulusal politikanın neden yetersiz kalacağı, araştırmanın bölgesel bulgularıyla netleşti. Türkiye coğrafyasındaki temel ayrışmalar, iklim uyum stratejileri için üç ana başlık sunuyor:
- İç Kesimler (yüzde 70): Türkiye’nin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da belirleyici aktör "buhar basıncı açığı" (VPD) yani aşırı kuru havadır. Bu "dokunsal" bir tehlikedir; kuru hava, vücuttaki nemi o kadar agresif bir hızla çeker ki, terleme yoluyla serinleme mekanizması henüz etkisini gösteremeden kişi ciddi dehidrasyon (sıvı kaybı) riskiyle karşı karşıya kalır.
- Kıyı Şeritleri (Karadeniz ve Marmara): Bu bölgelerde rüzgâr, ısıyı bedenden uzaklaştıran hayati bir emniyet sibobudur.
- Akdeniz Havzası: Burada asıl risk "uzun dalga ışıma" yüküdür. Bu durum, "tropik geceler" yaratarak bedenin uyku sırasında dahi soğumasına izin vermez ve kronik bir yorgunluk döngüsü oluşturur.
-
Artan "çok kuvvetli" günler
1950’den bugüne geçen 75 yıllık süreç, Türkiye’deki ısı rejiminin kalıcı ve tehlikeli bir dönüşüme uğradığını kanıtlıyor. Veriler, ülke genelinde "çok kuvvetli" ısı stresi yaşanan gün sayısının iki katına çıktığını gösteriyor. Daha da endişe verici olan, "ekstrem" kategorisindeki günlerin de artış eğiliminde olması. Ancak bu uç günler şimdilik yıllık bazda yüksek oynaklık gösterdiği için henüz "istatistiksel anlamlılık" eşiğini geçmemiş olsa da riskin tırmandığı dile getiriliyor. Yavaşlı’nnı çalışmasına göre Haziran 2026 Copernicus (C3S) ve Dünya Sağlık Örgütü verileriyle sentezlendiğinde tablo daha da netleşiyor: Avrupa’da nemli ısıya bağlı binlerce can kaybı yaşanırken, Anadolu’da "kuru ısı" kaynaklı dehidrasyon ve ışıma yükü ön plana çıkıyor. Bu fark, Türkiye’nin Avrupa tipi standart uyarılar yerine, kendi yerel verisine dayalı hazırlık stratejileri geliştirmesi gerektiğini gösteriyor.
-
.jpg)
Sıcaklık artışına karşı geleceğin şehirleri nasıl tasarlanmalı
Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı araştırmasının, ısı stresinin tek bir formülü olmadığını gösterdiğini ileri sürerken bilimsel bulguları kamu politikasına dönüştürmek için şu adımlar öncelikli olarak atılmasını öneriyor:
- Sadece hava sıcaklığına değil, iç kesimlerde "nem açığı" ve "buhar basıncı" değerlerine, kıyılarda ise rüzgâr hızı kaybına odaklanan sofistike uyarı sistemleri kurulmalıdır.
- Marmara ve Karadeniz bölgelerinde, kentin akciğeri olan rüzgâr koridorlarını kapatan dikey yapılaşma "halk sağlığı riski" olarak tanımlanmalı; mimari tasarımlarda doğal havalandırma zorunlu hale getirilmelidir.
- "Vantilatör serinletir" gibi yanlış bilgilerin önüne geçilerek, bölgeye özel korunma rehberleri oluşturulmalıdır. İç kesimlerde su erişimi ve gölge, kıyılarda ise gece ışıma yükünü azaltan yeşil alanlar artırılmalıdır.